3 Eylül 2012 Pazartesi

E-Öğrenme İçerik Ekran Tasarımlarda “Algı” Kavramı

Bu yazıda, e-öğrenme içerikleri ekran tasarımlarında insan “algı”sının önemi vurgulanarak, iki boyutlu yüzeylerde algıyı kontrol etme yöntemleri anlatılacaktır.
Algı Kavramı
Algılama, beş duyu ile elde edilen her türlü bilginin beynimizde şekillenmesi ve görünüm kazanmasıdır. Algılama, durumun gerçek olarak kaydedilmesi değil, yorumlanarak kaydedilmesidir.
Çevremizi bir resim olarak düşünürsek, bu resmin yorumları neden herkes için farklıdır? Bu farklılığı yaratan, izlenimlerimizi belirleyen nedir? Neden aynı olayda bireyler farklı izlenimler edinirler?
Bütün bu farklı izlenim ve davranışlar, insanların algılama derecelerine göre ortaya çıkmaktadır. Algılama, davranışı etkileyen bilişsel bir süreçtir ve yalnızca çevreden izlenim alma şeklinde pasif bir süreç değildir. Aldığımız verileri analiz eder ve bir yargıya varırız. Bize ulaşan duyumlara ne tür tepkiler vereceğimizi ancak algılama sonrasında karar verebiliriz.
Algılama, çevremizdekileri anlamamız, anlamlandırma ve değerlendirmeler yapmamız için gerekli ve önemli bir süreçtir. Algılama sürecinin başlangıcı, duyulardan gelen ham verilere dayanır. Bu ham veriler bir süzgeçten geçirilir, diğer sahip olunan bilgilerle karşılaştırılır.
Çevreden aldığımız bilgilerin bir kısmı bizim için daha önemli, bir kısmı da önemsiz ve ihmal edilebilir düzeydedir. Çoğu zaman da görmek istediklerimizi görürüz. Çevre aynı çevre olmasına rağmen kendi yorumlarımız, yargılarımız ve değerlendirmelerimiz çevremizi diğer insanlardan farklı algılamamızı sağlar. Bireylerin neyi nasıl algıladıklarını, büyük ölçüde içinde yaşadıkları kültür ve geçmiş yaşantıları etkiler.
Algılamada Seçiciliği Etkileyen Faktörler
Algılama süreci içinde herşeyin olduğu gibi kaydedilmediğini daha önce belirtmiştik. Aslında “dikkati çeken” ya da “dikkatin üzerinde yoğunlaşmasını” sağlayan şeyler daha kolay algılanırlar. Peki buna yol açan faktörler nelerdir? İç ve dış faktörler olarak ikiye ayırabileceğimiz bu faktörler, içerik ve ekran tasarımlarında da göz önünde bulundurulması gereken faktörlerdir.
Algıda Seçiciliği Etkileyen İç Faktörler
  • Kişilik: Herkesin ayrı bir kişiliği olduğundan, algıda seçicilik kişiliğe bağlı olarak değişir.
  • Motivasyon: Motivasyonun yüksek oluşu algılamanın da yüksek olacağının göstergesidir.
  • Zeka ve yetenek: Bu iki unsur bireyin algı kapasitesini belirler. Zeka ve yetenekteki farklılıklar bireylerin farklı düzeylerde algılamasına yol açar.
  • Eğitim ve ilgiler: Bireyin eğitimini gördüğü alandaki bir olay, nesne veya durumlara ilgisi daha fazladır. Örneğin sosyal bilimler alanında uzmanlaşmış birinin matematikteki bir teoremin çözümü ile ilgilenmemesi normaldir. Buna karşılık bireyin geliştirmiş olduğu hobiler, formel eğitimi dışındaki ilgi alanının ve dolayısıyla da algı yelpazesinin genişlemesine yol açar.
  • Amaçlar ve beklentiler: Bireyin sahip olduğu amaçları ve beklentileri, bazı dürtülerin uyarısına karşı “hazır olma” durumuna yol açar. Örneğin bilgisayar alanında gazeteden iş arayan bir birey için “bilgisayar” kelimesi her zaman daha dikkat çekicidir.
  • Öğrenme ve geçmiş deneyimler: Öğrenme ve algılama arasında doğrusal bir ilişki mevcuttur. Birey konuyla ilgili daha önceden bilgi sahibi ise, yeni bilgileri algılaması çok daha kolay ve kalıcı olacaktır. Öğrenme ve geçmiş deneyimler, algı konusunun başlarından değindiğimiz gibi, “önemli” ve “önemsiz” bilgi ayrımını yapmamızı sağlayan faktörlerdendir.
Algıda Seçiciliği Etkileyen Dış Faktörler
  • Büyüklük: Büyük nesneler diğerlerinden daha fazla dikkat çeker.
  • Zıtlık: Birbirine zıt olan renkler, şekiller, nesneler daha çok dikkat çeker.
  • Tekrar: Tekrarlanan olaylar, durumlar, daha çok dikkat çeker. Tekrarlar öğrenmeyi kolaylaştırır. Fakat sürekli aynı şekildeki monoton hareketlerin durağan nesnelerden çok farkı olmadığı için, algılamayı kolaylaştırıcı bir etkisi yoktur.
  • Hareketlilik: Hareketli cisimler, hareketsiz olanlardan daha fazla dikkat çeker.
  • Yenilik: Sıradan nesneler, olaylar, resimler, alışılagelmiş olmayanlara göre daha az dikkat çekerler.
  • Yakınlık: Uzaktaki nesneler yakındaki nesnelerden daha az dikkat çeker. “Yakınlık” faktörü sadece fiziksel yakınlık olarak düşünülmemelidir. Duygusal olarak yakınlık duyduğumuz ya da hakkında bilgiye sahip olduğumuz şeyler daha dikkat çekicidir.
İki Boyutlu Yüzeylerde Derinlik Algısı
Algıda seçiciliği etkileyen “yakınlık” dış faktörünün açıklamasını yaparken, fiziksel olarak yakında olan nesnelerin daha net ve daha çabuk algılandığından bahsetmiştik.
Peki iki boyutlu yüzeylerde fiziksel olarak “yakınlık” hissi nasıl verilir? Herhangi bir gerçek derinlik kavramının söz konusu olmadığı iki boyutlu yüzeylerde bu hissi vermenin, ya da başka bir değişle insan algısını bu derinliğe “inandırmanın” birden fazla yolu vardır.
İki boyutlu yüzeylerde derinliğin nasıl sağlanacağının ipuçlarını vermeden önce, insanın temel olarak çevresini nasıl algıladığını açıklamak gerekir. Herşeyden önce görsel algı sistemimiz, algıladığı her sahneyi, figür ve zemin olarak ikiye ayırır ve bu figür zemin ilişkisini sorgulayarak yorumlar.
Yandaki şekil, figür- zemin ilişkisini anlatmak için en sık verilen örneklerden biridir. Şekle baktığımızda, algıladığımız zemin rengini değiştirerek (beyaz ya da siyah), istersek vazo, istersek de birbirine bakan iki insan yüzü görmemiz mümkündür.
İki boyutlu yüzeylerde derinliği oluşturmanın yolu, insanın üç boyutlu dünyasında gördüğü ama belki de çok farkında olmadığı bir takım görsel ipuçlarını “taklit” etmekten geçer.
Gölgeler
Gölgeler, objelerin formları ve hatta uzaklıkları hakkında çoğu zaman çok net ipuçları verirler. Işığın geliş açısına göre, gölgelerin şekilleri ve uzunlukları değişebilir. İki boyutlu yüzeylerde arkasına gölge verilmiş bir yazı, zeminden daha yukarıda, dolayısıyla da daha yakında algılanacak ve daha dikkat çekici olabilecektir.
Kesişimler
Görüntüsü herhangi bir obje ile kesilmeyen objeler, diğerlerine göre daha yakında algılanır. Buna üstüste düşen yaprakları örnek verebiliriz. En son düşen yaprak en üstte kalır ve herhangi bir başka yaprak üstüne gelerek, bütününün görünmesini engellemez. En üstteki yaprak, alttakilere göre bize daha yakındır. Bu bilgiyi kullanarak da iki boyutlu yüzeylerde yakınlık hissi verilebilir. Ama tek başına bu özelliği kullanmak her zaman çok da yeterli değildir.
Değişen Büyüklük
Uzaktaki objeler yakındakilere göre daha küçük algılanırlar. Bunu sebebi, uzaktaki objelerin retinada bıraktığı lekenin daha küçük olmasıdır.
Eşit büyüklükte olduğu bilinen objelerin bir tanesinin daha küçük olması, onun diğerlerine göre daha uzakta olduğu hissini verir.
Netlik
Yakındaki ojeler, uzaktaki objelerden daha net ve daha detaylı algılanırlar. İki boyutlu yüzeylerde uzakta olmasını istediğimiz objeye “blur” efekti vermek derinlik hissini arttıracaktır.
Aslında yukarıda sayılan başlıkların hiç biri tek başına yeterli olmayıp, birarada kullanılmalı ve bu sayede de iki boyutlu yüzeylerin daha çekici ve hatta üç boyutlu algılanması sağlanabilir.
Sonuç
Yukarıda saydığımız tüm bu faktörler, algılamamızı arttıran ya da azaltan durumlar yaratırlar. Ancak beynimizin tüm çabalarına rağmen, algı sistemimiz mükemmel ve hatasız çalışamaz.
Algı, organize etme ve anlamlandırma süreci olduğuna göre, algılamadaki farklılıklar, iletişimde ve öğrenmede çeşitli pürüzlere yol açabilir.
Sonuç olarak e-öğrenme içerikleri ekranları tasarlanırken bu algı yanılmalarını aza indirmenin yolu yukarıda anlatılan “algı” şekillerinin bilincinde olup, bunları ekranlarda doğru hayata geçirmektir.
Bige Çetinoğlu

Hiç yorum yok: