21 Mayıs 2015 Perşembe

Karma Eğitim

Haftalık ya da aylık alışverişlerimi büyük perakende zincirlerinden yapıyorum. Ancak mutlu değilim. Git, gel, sıra bekle, bir buçuk saat harca, para öde, aldıklarını yerleştir, taşı, taşı, taşı... “Bunun böyle devam etmemesi gerekir” dedim. “İnsanlar dünyanın öbür ucundan kitap, CD, DVD getiriyorlar, biz yirmi dakika mesafeden alışveriş yapamıyoruz” diye düşündüm ve büyük bir perakende zincirinin internetteki sanal mağazasına girdim.

Sanal mağazadan alışveriş yapmanın da bir stratejisi olmalı dedim ve başladım alışverişe... Öncelikle deterjan, çamaşır suyu, yumuşatıcı gibi temizlik ürünlerini, ardından altılı sekizli paketlenmiş kutulu meşrubatları, sonra litrelik meyve sularını, litrelik sütleri, devamında alkollü içecekleri, bisküvi, gofret, cips gibi atıştırmalıkları, son olarak şampuan, sabun, traş jeli gibi kişisel temizlik ürünlerini aldım.

Teslimat saatini girdim. Ödemeyi nasıl yapacağımı söyledim. Tüm bu alışveriş süreci için öğlen tatilinde on beş dakika ayırdım. Akşam iş çıkışı eve geldikten yarım saat sonra siparişim geldi. Adamlar oflaya puflaya paketleri getirdiler. İki kişi bile bayağı zorlanıyordu. Ben olsaydım yanmıştım diye düşündüm. Bayanların durumunu düşünmek dahi istemedim. Ödemeyi yaptım, teşekkür ettim. Doğal olarak alışveriş daha bitmemişti. Hafta sonu markete gittim. Doğrudan şarküteri bölümünü ziyaret ettim. Peynirleri inceledim. Gerektiğinde tattım. Kars mı yoksa Trakya kaşarı mı iyidir diye sordum. Sucuklardan hangisi mangalda iyi gider öğrendim. Zeytinleri denedim. Balık konusunda görevliden levrek için mükemmel bir tarif aldım. Domates ve salatalıkların en iyilerini seçtiğimden emindim. Küçük poşetimle, otuz beş dakika içinde elimi kolumu sallayarak, yaptığım işten keyif alarak marketten mutlu ayrıldım.

Strateji neydi?
Standart, kalite konusunda garantili, ağır, hacimli, özenli taşınmasına gerek olmayan ürünleri sanal marketten sipariş etmekte hiçbir sakınca yok ve çok büyük avantajlarla birlikte size ulaştırılıyor. Hem zamandan, hem enerjiden, hem de maliyetten kazanıyorsunuz. Diğer yandan sanal market var diye markete gitmemezlik edemezsiniz. Ancak market alışverişini keyifli, hafif, etkili ve hızlı yapabilirsiniz...

İşte e-Learning düzleminde karma eğitim metodolojisinin bu şekilde algılanması gerekir.
e-Learning hiçbir zaman sınıf içi eğitimlerin sonunun getirilmesi, tüm içeriklerin internet üzerinden sunulması hedefinde ve iddiasında olmadı. Öncelikle tüm eğitim faaliyetlerinin %25-30’u düzeyinde bir pay alıp, buradan hareketle tüm eğitim sisteminizin verimini maksimize etmeyi hedefledi. Aynen marketlerin hayatımızda her zaman olacağı gibi.

Hatta e-Learning en büyük gücünü aynı eğitim için sınıf içi uygulamayla beraber, entegre sunulduğu zaman gösteriyor. Ancak doğal olarak bunu efektif olarak gerçekleştirmek her zaman kolay olmuyor...

Öncelikle doğru eğitimlerin tespit edilmesi gerekiyor. Bu belki de en kritik aşama. Burada yanlış eğitimi seçmeniz durumunda çukur kazar, çukur doldurur ve e-Learning zaten işe yaramıyor diye içinizden geçirir hale gelirsiniz. Bu çalışma için yoğun olarak kullanılan eğitimlerinizi bir de e-Learning bakış açısı ile incelemeniz gerekir. Örneğin, Zaman Yönetimi eğitiminin karma şekilde uygulanması ne kadar zorsa (bence sadece e-Learning olarak sunulmalı, sınıf içinde bu eğitime zaman harcamak zaman yönetimi yapmamak anlamında değerlendirilebilir ki bu durumda neden eğitim aldığımızı da bir kez daha sorgulamalıyız), Proje Yönetimi, Stresle Başa Çıkma, Sunum Becerileri, Satış, Performans Yönetimi, Motivasyon Yönetimi eğitimlerinin o kadar kolaydır. Eğitim profesyonelleri bu konuyu çok hızlı bir şekilde tespit edebileceklerdir.

Karma olarak uygulanacak eğitimi seçtikten sonra içeriğin e-Learning ve sınıf içi olarak ayrılması gerekmektedir. Konuların bütünlüğünü bozmayacak şekilde bir ayrım oluşturulabilir. Her iki içerik masa üzerine yatırılır. İçeriklerin ve uygulamaların nasıl birbirini örtecekleri satır satır incelenir ve irdelenir. Verilecek örneklerin tutarlı ve bir önceki uygulamaya referans veren nitelikte olması sağlanır. Standart, teorik, görselleştirilebilir, sıralı olarak anlatılabilir konuların internet üzerinden e-Learning olarak sunulması tercih edilmelidir. Aynen sanal marketten alınacak ürünler gibi...

Her iki taraftaki içerikler ortaya çıkarıldıktan sonra bu eğitimlerin hazırlanması aşamasına geçilmesi gerekir. Sınıf içi eğitimlerin hazırlanması daha hızlı olabilir. Proje iyi planlandıysa ve ekip iyi bir performans gösterirse, e-Learning eğitimlerinin bir buçuk ay içerisinde tamamlanması beklenebilir.

Artık eğitimler başlayabilir.
Öncelikle e-Learning eğitimi kullanıcılara sınıf içi eğitimden ortalama üç hafta önce açılır. Kullanıcılara, üç hafta sonra bu eğitimin sınıf içi kısmını da alacakları bildirilir ve e-Learning eğitimi ile hedeflenenler net bir şekilde açıklanır. Eğitim Yönetim Sistemi aracılığı ile katılımcı grup takip edilir ve gerekli uyarılar gerçekleştirilir. Her katılımcının sınıf eğitimi öncesi e-Learning eğitimini tamamlaması sağlanır. Eğitimi tamamlamayanlar sınıf içi eğitime de davet edilmezler.

Şimdi katılımcılarımız sınıfa geldiklerinde eğitici katılımcıların hepsinin birazdan anlatmaya ve uygulamaya başlayacağı eğitimle ilgili olarak ne kadar bilgileri olduğunu bilmektedir. Bu bilginin eğiticiler için ne kadar kritik bir bilgi olduğunu hepimiz biliyoruz. Artık eğitici, ilk saatte kısaca, doğrudan e-Learning eğitiminde işlenen konulara referans vererek e-learing eğitimini özetler, daha sonra sınıf içi eğitimin içeriği aktarılmaya başlanır.

Burada artık doğrudan uygulamalara geçebiliriz. “Rol play”ler, ekip çalışmaları, farklı “case”ler uygulayabilirsiniz. Eğitici gerçek katma değeri ortaya koyar. Sınıf böylece dört duvar arasında geçirdikleri sürede hiç durmaz, sürekli hareket halinde olur; ya uygular, ya kendini izler ya da diğerlerine puan verir. Kimi zaman müşteri olur, kimi zaman yönetici olur, kimi zaman mülakat gerçekleştirir. Yarın iş başında yapacaklarını steril bir ortamda test eder.

Eğitimin keyfini çıkarır, kısa zamanda eğitimden alacağı maksimum verimi alır, eliyle tutarak, konuşarak, yaşayarak... Tıpkı sanal marketten sonra yerinde yapacağınız alışveriş gibi. Sanıyorum eğitim profesyonelleri olarak eğitim faaliyetlerinden de beklentimiz bu.

Sizleri duyar gibiyim. “Konuyu bir de örnekle açıklayalım” diyorsunuz; peki, işte örnek.

Aşağıda “Sunum Becerileri”ne yönelik olarak internette karşıma çıkan ilk siteden aldığım içerik var. Bu eğitimin üç gün süreli olduğu yazılmış.
  • Prezantasyon nedir; sunum, planlama ve düzenleme becerileri nelerdir
    • Prezantasyon hedeflerinin belirlenmesi
    • Prezantasyon öncesi hazırlık aşamaları (algoritmanın belirlenmesi)
  • Giriş ve kapanışlar, etkileyici açılışlar
  • Dinleyici analizi, dinleyici tipleri
    • Soruları kullanma
  • Prezantasyon araçları, görsel araçlar neden kullanılmalı
    • Görsel araçlar üzerine pratik bilgiler
  • Uygulama çalışması (video)
Bu içerikte sizin de gördüğünüz gibi tüm aktarılan konular, son konu hariç, teorik bilgiler olarak değerlendirilebilir. Sunum yapacağınız yeri nasıl organize edersiniz, nasıl bir hazırlık yapmanız gerekir, girişler ve kapanışlar nasıl olmalıdır. Ne tip görsel araçlar kullanılmalıdır. Ne tip sorularla dinleyicileri sunumun içerisine çekebilirsiniz, dinleyiciler karşısında nasıl durmanız gerekir, ses tonunuzu nasıl ayarlamalısınız ve tüm bunlar neden önemli.

Burada eğitici nerede ortaya çıkmakta, nerede katılımcıları davranış değişikliğine zorlamakta, eğitim nerede etkinlik sınırını aşmakta? Genelde son gün uygulanan, katılımcıların tek tek belli bir konu üzerinde, dinleyicilerin karşısına çıkıp, tüm yukarıda anlatılanların ışığında, bunlara dikkat ederek ve uygulamaya çalışarak yaptıkları bir ya da iki sunumda.
İlginç olan, eğitimin çöktüğü nokta, katılımcıların bir kısmının PowerPoint konusunda yeterli bilgisinin olmaması olabilir. Aman dikkat! Hedef grubu doğru belirlemek lazım:)))
Bu sunumların kameraya çekildiğini hepimiz biliyoruz. Sonra eğitici, kalitesini ve yetkinliğini konuşturarak spontane bir şekilde, bu çekimler üzerinde, kişilerin nasıl davranması gerektiğini, nerede hatalar yaptığını, nasıl düzeltebileceğini açıklıyor. Doğal olarak bu süreçte herkes birbirine gülüyor, kendine gülüyor, bayanlar nedense hep çok kilolu çıktıklarını ifade ediyorlar?)) Kamera işte...

Neşeli, eğlenceli bir şekilde eğitim kapanıyor. Katılımcılar eğitim değerlendirme formlarına güzel şeyler yazıyorlar, “iyi eğitimdi” diyorlar; firmalar üç günlük başarılı bir eğitim verdikleri için memnun mesutlar; bizler de başarılı bir eğitim faaliyeti gerçekleştirdiğimiz için huzurluyuz.

Daha efektifi mümkün mü? Bir deneyelim...
İlk bölümde belirttiğim şekilde yapılacak bir çalışma sonucunda, e-Learning metodu ile bir “Sunum Becerileri” eğitimi hazırlayabiliriz. Yukarıdaki içeriğin tamamını e-Learning ortamında belki de sınıf ortamından çok daha iyi simüle edebiliriz. Katılımcılar e-Learning eğitimi içerisinde salonda dinleyicilerin nasıl yerleşmesi gerektiğini deneyerek, yanılarak görebilir, hazırlık adımları net olarak bir süreç mantığında izlenebilir, kullanılacak ekipman sanki gerçeği elimizin altındaymış gibi katılımcıların denemelerine sunulur. Dinleyiciler karşısında durulması gereken yerler çok üstün görsel malzemelerle açıklanır, istenirse ses tonu nasıl ayarlanabilir dahi test ettirilebilir.

Sınıf içinde eğiticinin teorik olarak anlattığı konular çok daha etkin olarak katılımcılar tarafından denenerek, uygulanarak öğrenilir. Eğitimin sonunda, kişilerin bir sunum hazırlayarak iki hafta sonra alacakları sınıf içi eğitime katılmaları talep edilir. Eğitimi garantiye almak isterseniz katılımcılara PowerPoint bilgilerini tazelemeleri için bir e-Learning PowerPoint eğitimi de atayabilirsiniz.

Şimdi sınıfa girelim...
Bu çalışma sonrasında katılımcılar sınıfa girdiklerinde eğitici kısaca teorik tarafın toparlamasını yapar, kritik başarı faktörleri üzerinde durulur ve doğrudan hazır olan sunumlar üzerinden uygulama ve video çalışmasına başlanır. Burada tercih sizin, süreyi isterseniz bir gün olarak uygularsınız ve katılımcılar iki sunum yaparlar, ya da iki gün uygularsınız ve dört ila altı sunum yapmalarını sağlarsınız. Böylece katılımcıları gerçekten davranış değiştirmeye zorlayabilirsiniz. Bütçeniz büyük ihtimalle bunu belirler. İlk videolarda gülüşmeler yine olacaktır, ancak üçüncü, dördüncü uygulamalarda katılımcılar kendilerini zorlamaya başlayacaklardır. Artık gülünecek çok fazla bir şey kalmayacak, daha önceki sunumlarından daha iyisini yapmak için mücadele içine girecekler ve sınıfta da tatlı bir rekabet oluşacaktır.

Sizce hangisi daha etkili ve verimli?
Tüm bu süreçlerin oluşturulması, uygulanması ve sonuçlarının alınması doğal olarak ciddi bir çalışma gerektiriyor. Ancak zaten “başarı” sadece sözlüklerde “çalışma”dan önce gelmiyor mu? Mükemmele yürüyüşünüzde yolunuz mutlaka e-Learning’den geçecek. Tanışmanız sadece bir zaman sorunu. Fazla gecikmeyin...


Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )