8 Haziran 2015 Pazartesi

Bellek

İnsanoğlu öğrendiği bilgileri belli bir yerde depolama yeteneğine sahiptir. Bu yetenek, edinilen bilginin doğru zaman ve yerde kullanılması adına bireye hizmet eder. Etrafımız uyarıcılarla doludur ve duyu organlarımıza ulaşan bu uyarımlar insan beyni tarafından anlamlı hale getirilir. Bu anlamlı hale getirme sürecine Algı adı verilir ve algılar gruplanarak belleğe kaydedilirler.



Bellek Türleri

1. Duyusal Bellek
Duyu organlarına gelen ilk saniyelik uyarılar Duyusal Bellek alanına kaydolur. Bu sürece Duyusal Kayıt adı da verilir. Bilgiyi depolamanın önemli bir aşamasıdır. Burada işleyen süreçlere uygun olarak hangi bilginin bir sonraki aşamaya yani kısa süreli belleğe geçeceği yine saniyelik zamanlarla belirlenir.

2. Kısa Süreli Bellek
Kısıtlı miktarda bilgiyi yaklaşık 20 sn.lik bir süre depolayabilen bu bellek türü tamamen geçicidir. Hiç durmaksızın sürekli çalıştığı için çalışan ya da işleyen bellek olarak da adlandırılmaktadır. Burada edinilen bilgi tepki olarak davranışa dönüşebileceği gibi, uzun süreli belleğe de gönderilebilir.

3. Uzun Süreli Bellek
Yeni gelen bilginin sürekli olarak depolandığı bellek türüdür ve kapasitesi sınırsızdır. Burada yeni gelen bilgi eski bilgiler ile örgütlenerek depolanır. Yani yeni gelen bilgi ne kadar çok uyarıcıyı içinde barındırarak gelmiş ise hatırlanması o kadar kolaylaştıracaktır. (renk, ses, koku vb..)

Bir telefon konuşması esnasında karşı tarafa sorduğunuz bir telefon numarası size söylendiği anda kulağınıza gelen bir uyarım oldu ve bu bir saniye içinde kısa süreli belleğe gönderildi. Telefonu kapattınız ve numarayı tuşlamaya başlayacaktınız ki yanınızdaki kişi kiminle konuştuğunuzu sordu, ona yanıt verip yeniden telefona döndüğünüzde 20. sn lik kısa süreli bellek zamanını açtınız ve numara aklınızdan uçup gitti.

Şimdi sahneyi baştan alalım. Telefon numarası kulağınıza geldi, kısa süreli belleğe aktarıldı ve telefonu kapatır kapatmaz numarayı bir yere not ettiniz üstelik son 2 rakamının da arabanızın plakasının son iki rakamı olduğunu fark ettiniz. Rakamı birkaç kez tekrarladınız ve telefona tuşladınız. Artık büyük olasılıkla numara uzun süreli belleğinizde.

Beynin bilgiyi depolama ve kullanma yetisi gerçekten çok temel ve muhteşem bir olaydır. Bilgiyi beyne doğru biçimde depolamak öğrenilenlerin doğru biçimde hatırlanması açısından oldukça önemlidir. Bu tıpkı bazı anahtar sözcükler kullanarak bir yazı aramaya benzer. Bilgiyi zihninize kaydederken ne kadar çok anahtar sözcük kullanırsanız, bilgiyi ararken o kadar şanslı olursunuz.

Bu sebeple öğrenme deneyimleri oldukça aktif olmalıdır. Öğrenme sırasında sunulan aktiviteler mümkün olduğunca fazla duyu organına hitap etmeli ve bireyi, bilgiyi doğru bir biçimde oluşturmaya ve depolamaya yönlendirmelidir.

Beynimizin nasıl çalıştığını bilirsek onu o kadar doğru kullanabiliriz. Unutmayalım ki kapasitemiz düşündüğümüzden çok daha fazla.


Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )



21 Mayıs 2015 Perşembe

Karma Eğitim

Haftalık ya da aylık alışverişlerimi büyük perakende zincirlerinden yapıyorum. Ancak mutlu değilim. Git, gel, sıra bekle, bir buçuk saat harca, para öde, aldıklarını yerleştir, taşı, taşı, taşı... “Bunun böyle devam etmemesi gerekir” dedim. “İnsanlar dünyanın öbür ucundan kitap, CD, DVD getiriyorlar, biz yirmi dakika mesafeden alışveriş yapamıyoruz” diye düşündüm ve büyük bir perakende zincirinin internetteki sanal mağazasına girdim.

Sanal mağazadan alışveriş yapmanın da bir stratejisi olmalı dedim ve başladım alışverişe... Öncelikle deterjan, çamaşır suyu, yumuşatıcı gibi temizlik ürünlerini, ardından altılı sekizli paketlenmiş kutulu meşrubatları, sonra litrelik meyve sularını, litrelik sütleri, devamında alkollü içecekleri, bisküvi, gofret, cips gibi atıştırmalıkları, son olarak şampuan, sabun, traş jeli gibi kişisel temizlik ürünlerini aldım.

Teslimat saatini girdim. Ödemeyi nasıl yapacağımı söyledim. Tüm bu alışveriş süreci için öğlen tatilinde on beş dakika ayırdım. Akşam iş çıkışı eve geldikten yarım saat sonra siparişim geldi. Adamlar oflaya puflaya paketleri getirdiler. İki kişi bile bayağı zorlanıyordu. Ben olsaydım yanmıştım diye düşündüm. Bayanların durumunu düşünmek dahi istemedim. Ödemeyi yaptım, teşekkür ettim. Doğal olarak alışveriş daha bitmemişti. Hafta sonu markete gittim. Doğrudan şarküteri bölümünü ziyaret ettim. Peynirleri inceledim. Gerektiğinde tattım. Kars mı yoksa Trakya kaşarı mı iyidir diye sordum. Sucuklardan hangisi mangalda iyi gider öğrendim. Zeytinleri denedim. Balık konusunda görevliden levrek için mükemmel bir tarif aldım. Domates ve salatalıkların en iyilerini seçtiğimden emindim. Küçük poşetimle, otuz beş dakika içinde elimi kolumu sallayarak, yaptığım işten keyif alarak marketten mutlu ayrıldım.

Strateji neydi?
Standart, kalite konusunda garantili, ağır, hacimli, özenli taşınmasına gerek olmayan ürünleri sanal marketten sipariş etmekte hiçbir sakınca yok ve çok büyük avantajlarla birlikte size ulaştırılıyor. Hem zamandan, hem enerjiden, hem de maliyetten kazanıyorsunuz. Diğer yandan sanal market var diye markete gitmemezlik edemezsiniz. Ancak market alışverişini keyifli, hafif, etkili ve hızlı yapabilirsiniz...

İşte e-Learning düzleminde karma eğitim metodolojisinin bu şekilde algılanması gerekir.
e-Learning hiçbir zaman sınıf içi eğitimlerin sonunun getirilmesi, tüm içeriklerin internet üzerinden sunulması hedefinde ve iddiasında olmadı. Öncelikle tüm eğitim faaliyetlerinin %25-30’u düzeyinde bir pay alıp, buradan hareketle tüm eğitim sisteminizin verimini maksimize etmeyi hedefledi. Aynen marketlerin hayatımızda her zaman olacağı gibi.

Hatta e-Learning en büyük gücünü aynı eğitim için sınıf içi uygulamayla beraber, entegre sunulduğu zaman gösteriyor. Ancak doğal olarak bunu efektif olarak gerçekleştirmek her zaman kolay olmuyor...

Öncelikle doğru eğitimlerin tespit edilmesi gerekiyor. Bu belki de en kritik aşama. Burada yanlış eğitimi seçmeniz durumunda çukur kazar, çukur doldurur ve e-Learning zaten işe yaramıyor diye içinizden geçirir hale gelirsiniz. Bu çalışma için yoğun olarak kullanılan eğitimlerinizi bir de e-Learning bakış açısı ile incelemeniz gerekir. Örneğin, Zaman Yönetimi eğitiminin karma şekilde uygulanması ne kadar zorsa (bence sadece e-Learning olarak sunulmalı, sınıf içinde bu eğitime zaman harcamak zaman yönetimi yapmamak anlamında değerlendirilebilir ki bu durumda neden eğitim aldığımızı da bir kez daha sorgulamalıyız), Proje Yönetimi, Stresle Başa Çıkma, Sunum Becerileri, Satış, Performans Yönetimi, Motivasyon Yönetimi eğitimlerinin o kadar kolaydır. Eğitim profesyonelleri bu konuyu çok hızlı bir şekilde tespit edebileceklerdir.

Karma olarak uygulanacak eğitimi seçtikten sonra içeriğin e-Learning ve sınıf içi olarak ayrılması gerekmektedir. Konuların bütünlüğünü bozmayacak şekilde bir ayrım oluşturulabilir. Her iki içerik masa üzerine yatırılır. İçeriklerin ve uygulamaların nasıl birbirini örtecekleri satır satır incelenir ve irdelenir. Verilecek örneklerin tutarlı ve bir önceki uygulamaya referans veren nitelikte olması sağlanır. Standart, teorik, görselleştirilebilir, sıralı olarak anlatılabilir konuların internet üzerinden e-Learning olarak sunulması tercih edilmelidir. Aynen sanal marketten alınacak ürünler gibi...

Her iki taraftaki içerikler ortaya çıkarıldıktan sonra bu eğitimlerin hazırlanması aşamasına geçilmesi gerekir. Sınıf içi eğitimlerin hazırlanması daha hızlı olabilir. Proje iyi planlandıysa ve ekip iyi bir performans gösterirse, e-Learning eğitimlerinin bir buçuk ay içerisinde tamamlanması beklenebilir.

Artık eğitimler başlayabilir.
Öncelikle e-Learning eğitimi kullanıcılara sınıf içi eğitimden ortalama üç hafta önce açılır. Kullanıcılara, üç hafta sonra bu eğitimin sınıf içi kısmını da alacakları bildirilir ve e-Learning eğitimi ile hedeflenenler net bir şekilde açıklanır. Eğitim Yönetim Sistemi aracılığı ile katılımcı grup takip edilir ve gerekli uyarılar gerçekleştirilir. Her katılımcının sınıf eğitimi öncesi e-Learning eğitimini tamamlaması sağlanır. Eğitimi tamamlamayanlar sınıf içi eğitime de davet edilmezler.

Şimdi katılımcılarımız sınıfa geldiklerinde eğitici katılımcıların hepsinin birazdan anlatmaya ve uygulamaya başlayacağı eğitimle ilgili olarak ne kadar bilgileri olduğunu bilmektedir. Bu bilginin eğiticiler için ne kadar kritik bir bilgi olduğunu hepimiz biliyoruz. Artık eğitici, ilk saatte kısaca, doğrudan e-Learning eğitiminde işlenen konulara referans vererek e-learing eğitimini özetler, daha sonra sınıf içi eğitimin içeriği aktarılmaya başlanır.

Burada artık doğrudan uygulamalara geçebiliriz. “Rol play”ler, ekip çalışmaları, farklı “case”ler uygulayabilirsiniz. Eğitici gerçek katma değeri ortaya koyar. Sınıf böylece dört duvar arasında geçirdikleri sürede hiç durmaz, sürekli hareket halinde olur; ya uygular, ya kendini izler ya da diğerlerine puan verir. Kimi zaman müşteri olur, kimi zaman yönetici olur, kimi zaman mülakat gerçekleştirir. Yarın iş başında yapacaklarını steril bir ortamda test eder.

Eğitimin keyfini çıkarır, kısa zamanda eğitimden alacağı maksimum verimi alır, eliyle tutarak, konuşarak, yaşayarak... Tıpkı sanal marketten sonra yerinde yapacağınız alışveriş gibi. Sanıyorum eğitim profesyonelleri olarak eğitim faaliyetlerinden de beklentimiz bu.

Sizleri duyar gibiyim. “Konuyu bir de örnekle açıklayalım” diyorsunuz; peki, işte örnek.

Aşağıda “Sunum Becerileri”ne yönelik olarak internette karşıma çıkan ilk siteden aldığım içerik var. Bu eğitimin üç gün süreli olduğu yazılmış.
  • Prezantasyon nedir; sunum, planlama ve düzenleme becerileri nelerdir
    • Prezantasyon hedeflerinin belirlenmesi
    • Prezantasyon öncesi hazırlık aşamaları (algoritmanın belirlenmesi)
  • Giriş ve kapanışlar, etkileyici açılışlar
  • Dinleyici analizi, dinleyici tipleri
    • Soruları kullanma
  • Prezantasyon araçları, görsel araçlar neden kullanılmalı
    • Görsel araçlar üzerine pratik bilgiler
  • Uygulama çalışması (video)
Bu içerikte sizin de gördüğünüz gibi tüm aktarılan konular, son konu hariç, teorik bilgiler olarak değerlendirilebilir. Sunum yapacağınız yeri nasıl organize edersiniz, nasıl bir hazırlık yapmanız gerekir, girişler ve kapanışlar nasıl olmalıdır. Ne tip görsel araçlar kullanılmalıdır. Ne tip sorularla dinleyicileri sunumun içerisine çekebilirsiniz, dinleyiciler karşısında nasıl durmanız gerekir, ses tonunuzu nasıl ayarlamalısınız ve tüm bunlar neden önemli.

Burada eğitici nerede ortaya çıkmakta, nerede katılımcıları davranış değişikliğine zorlamakta, eğitim nerede etkinlik sınırını aşmakta? Genelde son gün uygulanan, katılımcıların tek tek belli bir konu üzerinde, dinleyicilerin karşısına çıkıp, tüm yukarıda anlatılanların ışığında, bunlara dikkat ederek ve uygulamaya çalışarak yaptıkları bir ya da iki sunumda.
İlginç olan, eğitimin çöktüğü nokta, katılımcıların bir kısmının PowerPoint konusunda yeterli bilgisinin olmaması olabilir. Aman dikkat! Hedef grubu doğru belirlemek lazım:)))
Bu sunumların kameraya çekildiğini hepimiz biliyoruz. Sonra eğitici, kalitesini ve yetkinliğini konuşturarak spontane bir şekilde, bu çekimler üzerinde, kişilerin nasıl davranması gerektiğini, nerede hatalar yaptığını, nasıl düzeltebileceğini açıklıyor. Doğal olarak bu süreçte herkes birbirine gülüyor, kendine gülüyor, bayanlar nedense hep çok kilolu çıktıklarını ifade ediyorlar?)) Kamera işte...

Neşeli, eğlenceli bir şekilde eğitim kapanıyor. Katılımcılar eğitim değerlendirme formlarına güzel şeyler yazıyorlar, “iyi eğitimdi” diyorlar; firmalar üç günlük başarılı bir eğitim verdikleri için memnun mesutlar; bizler de başarılı bir eğitim faaliyeti gerçekleştirdiğimiz için huzurluyuz.

Daha efektifi mümkün mü? Bir deneyelim...
İlk bölümde belirttiğim şekilde yapılacak bir çalışma sonucunda, e-Learning metodu ile bir “Sunum Becerileri” eğitimi hazırlayabiliriz. Yukarıdaki içeriğin tamamını e-Learning ortamında belki de sınıf ortamından çok daha iyi simüle edebiliriz. Katılımcılar e-Learning eğitimi içerisinde salonda dinleyicilerin nasıl yerleşmesi gerektiğini deneyerek, yanılarak görebilir, hazırlık adımları net olarak bir süreç mantığında izlenebilir, kullanılacak ekipman sanki gerçeği elimizin altındaymış gibi katılımcıların denemelerine sunulur. Dinleyiciler karşısında durulması gereken yerler çok üstün görsel malzemelerle açıklanır, istenirse ses tonu nasıl ayarlanabilir dahi test ettirilebilir.

Sınıf içinde eğiticinin teorik olarak anlattığı konular çok daha etkin olarak katılımcılar tarafından denenerek, uygulanarak öğrenilir. Eğitimin sonunda, kişilerin bir sunum hazırlayarak iki hafta sonra alacakları sınıf içi eğitime katılmaları talep edilir. Eğitimi garantiye almak isterseniz katılımcılara PowerPoint bilgilerini tazelemeleri için bir e-Learning PowerPoint eğitimi de atayabilirsiniz.

Şimdi sınıfa girelim...
Bu çalışma sonrasında katılımcılar sınıfa girdiklerinde eğitici kısaca teorik tarafın toparlamasını yapar, kritik başarı faktörleri üzerinde durulur ve doğrudan hazır olan sunumlar üzerinden uygulama ve video çalışmasına başlanır. Burada tercih sizin, süreyi isterseniz bir gün olarak uygularsınız ve katılımcılar iki sunum yaparlar, ya da iki gün uygularsınız ve dört ila altı sunum yapmalarını sağlarsınız. Böylece katılımcıları gerçekten davranış değiştirmeye zorlayabilirsiniz. Bütçeniz büyük ihtimalle bunu belirler. İlk videolarda gülüşmeler yine olacaktır, ancak üçüncü, dördüncü uygulamalarda katılımcılar kendilerini zorlamaya başlayacaklardır. Artık gülünecek çok fazla bir şey kalmayacak, daha önceki sunumlarından daha iyisini yapmak için mücadele içine girecekler ve sınıfta da tatlı bir rekabet oluşacaktır.

Sizce hangisi daha etkili ve verimli?
Tüm bu süreçlerin oluşturulması, uygulanması ve sonuçlarının alınması doğal olarak ciddi bir çalışma gerektiriyor. Ancak zaten “başarı” sadece sözlüklerde “çalışma”dan önce gelmiyor mu? Mükemmele yürüyüşünüzde yolunuz mutlaka e-Learning’den geçecek. Tanışmanız sadece bir zaman sorunu. Fazla gecikmeyin...


Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )


13 Nisan 2015 Pazartesi

e-Öğrenme Standartları

“Standart” gündelik dilimize yerleşmiş ve neredeyse hayatın her alanında karşımıza çıkan bir kavram. Standartlar üzerine kurgulanmış bir çağda yaşıyoruz diyebiliriz. İşte hayatımızdan bir örnek; şehir şebekesinin verdiği elektriğin voltajının “sabit” bir değerde olduğunu duymuşsunuzdur. Bu voltaj dikkate alınarak elektrikli ev aletleri üretilir. Satın aldığımız bir elektrikli ev aleti, kurulup fişi prize takıldığı zaman, eğer üretim hatası yoksa problem çıkartmadan çalışır. Şebekedeki voltaj artışında kendi iç koruması devreye girer ve “sigorta”sı atar. Bütün bu işlemlerin gerçekleşebilmesi için üreticilerin temel aldıkları standart: “220 voltluk elektrikle çalışmak” ile özetlenebilecek kadar basittir.

Standartlar endüstrinin her alanında, gelişme ve geliştirme süreçlerine katalizör olmuşlardır. Yeni ekonomik gelişmeler ve kıtalar arası işleyen iletişim ağı, eğitim teknolojilerinde de küresel çözümlerin ve standartların yolunu açmıştır.

e-Öğrenme standartlarını anlayabilmek için bu standartların hangi ihtiyaçlardan ortaya çıktıklarını bilmemiz gerekir. Peki nelerdi bu ihtiyaçlar. İşte birkaç örnek;
  • “Aradığım içeriğe kolayca ulaşamıyorum.”
  • “Farklı üreticilerden aldığım içerik ve araçları birlikte çalıştıramıyorum.”
  • “Binlerce dosya içeren bir dersi farklı bir eğitim yönetim sistemine taşımam lazım. Bunun kolay bir yolu olmalı?”
  • “İçeriği gerçekten de ihtiyaçlarımızı karşılayan bir ders var ama ya kullandığımız içerik yönetim sistemi ile uyumlu çalışmazsa!”
Kullancılardan ve üreticilerden gelen bu tarz taleplere verilebilecek örneklerin sayısı arttırılabilir. e-Öğrenme yazılımları ile ilgili olarak verdiğimiz ihtiyaç örnekleri, bilişimin her alanında kullanıma sunulmuş yazılım paketleri ya da ürünleri ile ilgili olarak karşılaşılabilecek ihtiyaçlardır. Bu ihtiyaçlar; bu tür ürünlerin, onları kullanacak bireylere maksimum fayda sağlaması amacıyla, bir takım özelliklere sahip olmaları gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu özellikler şunlardır;

Birlikte çalışabilirlik (Interoperability): Farklı kaynaklardan alınan içeriklerin birleştirilmesi; farklı sistemlerde çalıştırılabilmesi; farklı sistemlerin birbirleri ile iletişim kurması ve etkileşimi.

Yeniden kullanılabilirlik (Re-usability): e-Öğrenme içeriğini oluşturan bilgi nesnelerinin (metin, grafik, ses, animasyon, video, kod...) yeniden kullanılabilir olması. Bu nesnelerin bir araya getirilerek farklı bir öğrenme nesnesine dönüşebilmesi.

Yönetilebilirlik (Manageability): Kullanıcıya ya da içeriğe ait bir bilginin eğitim yönetim sistemi tarafından izlenmesi.

Ulaşılabilirlik (Accessibility): Kullanıcının bir öğrenme nesnesine ne zaman isterse ulaşabilmesi.

Devamlılık (Durability): Teknolojik bir gelişmenin; örneğin içerik üretilirken kullanılan bir aracın yeni bir sürümünün çıkmasının, yeniden tasarım ya da kodlama gerektirmemesi.

Ölçeklenirlik (Scalability): Teknolojinin kullanıcı sayısında, ders sayısında ya da içerikte muhtemel bir artışı kaldırabilecek nitelikte olması.
Bu amaçlar göz önünde tutularak, e-öğrenme teknolojilerinden e-öğrenme içeriğinin kalitesine kadar pek çok farklı alan için bir takım standartlar oluşturulmuş ve geliştirilmiştir.

Metadata Standartları
Binlerce kitapla dolu bir kütüphanede, bir kitabı aradığınızı düşünün. Kitap ciltlerinde, salonlarda, raflarda herhangi bir veri olmadığını farz edin. Ne yapardınız? İşiniz gerçekten çok zor olurdu. Bu zorluğu ortadan kaldırmak için kütüphaneler aradığınız kitaba ulaşmanızı kolaylaştırmak için etiketlerle; “metadata”larla (üst veri) donatılmışlardır. e-Öğrenmede metadatalar, bir e-öğrenme içeriğinin en küçük parçasını (metin, grafik, ses, animasyon, öğrenme nesnesi) ve bu parçalar birleştirilerek oluşturulan modülleri, dersleri tanımlamak için kullanılmaktadırlar. Buradan hareketle geliştirilen metadata standartları sayesinde kullanıcılar istedikleri; üreticiler de yeniden yapılandıracakları içeriğe kolayca ulaşabilirler.

Paketleme Standartları 
Farklı türlerde içeriğin derlenerek, e-öğrenme nesnesi ya da ders içeriği oluşturmak adına nasıl birleştirileceklerini belirleyen standartlar, paketleme (packaging) standartları olarak adlandırılırlar. Bu standartlar, farklı üreticiler tarafından, farklı araçlar kullanılarak üretilen nesnelerin de modüller halinde bir araya getirilmesine; eğitim yönetim sistemlerinin, modüler parçalardan oluşan bir içeriği kolayca yüklenmesine ve organize etmesine olanak sağlarlar.

İletişim Standartları
İçerik yönetim sistemi bir öğrenme nesnesini çalıştırmak ve bu nesne ile iletişim kurmak için bir “dil” kullanır. Bu dil sayesinde, “şu nesne çalıştırılıyor”, “şu kullanıcı tarafından kullanılıyor”, “kullanıcı şunları yaptı”, “kullanıcı bu kadar soruya yanıt verdi”, “kullanıcı şu kadarını izledi” gibi bilgileri takip eder ve raporlar. Bu tür standartlar iletişim (communications) standartları olarak adlandırılırlar.

e-Öğrenme ve Diğer Standatlar
Buraya kadar sınıflandırmaya çalıştığımız standartlar, daha çok e-öğrenme teknolojilerine yönelik teknik standart türleridir. Diğer taraftan e-öğrenme içeriğinin kalitesi ile ilgilenen de standartlar vardır. Bu tür standartların genel olarak odak noktası içeriğin nasıl tasarlandığı olmuştur. Tüm bilgi teknolojilerine yön vermiş olan ulaşılabilirlik, medya ve telekomünikasyon alanlarında geliştirilmiş standartlar doğrudan ya da dolaylı olarak e-öğrenme standartları ile etkileşim halindedir.


Kaynak: Online Kariyer Okulu (www.onlinekariyerokulu.com)


24 Mart 2015 Salı

E-öğrenme şirketi seçmek!

Kurumunuzun ihtiyaçlarına özel öğrenme içeriklerine ihtiyaç duyuyorsunuz ve bunun için içerik, tasarım ve üretim hizmeti veren bir şirketle çalışmayı düşünüyorsunuz… 

Hangi şirketle çalışacağınıza nasıl karar vereceksiniz? Birlikte çalışacağınız şirketin kurumsal ihtiyaçlarınızı karşılayacak eğitimler üreteceğinden nasıl emin olacaksınız? Kararınızda hangi kriterler ne kadar rol oynayacak? İşte bütün bu soruların ve daha fazlasının yanıtını bu yazı dizisinde bulabilirsiniz.

Günümüzde pek çok kurum bir e-öğrenme şirketi seçerken sadece kulaktan kulağa duyduklarıyla yetiniyor. İlk adımı atmak için bu şekilde edinilen bilgiler iyi bir başlangıç sayılabilir. Bununla birlikte, gerçek ihtiyaçlarınızı karşılayacak uzun vadeli e-öğrenme programları oluşturabilmek ve e-öğrenmeyi kurum kültürünüzün bir parçası haline getirmek, ciddi bir analiz ve karar verme süreci içerir. Doğru kararı vermek için de “elmaları elmalarla karşılaştırmak” ve kaliteli içerikler ve çözümler sunacak bir e-öğrenme şirketini diğerlerinden ayırt edecek kriterleri göz önünde bulundurmak gerekir.

Bu yazıda E-öğrenme şirketi seçerken dikkat edilmesi gereken en önemli kriterleri ve dünyadaki öncü e-öğrenme şirketlerinin yapısını, yaklaşımlarını ve çözümlerini sizlerle paylaşıyor olacağız. 

“Sizin için doğru” olan e-öğrenme şirketini seçmenizin, kurumunuza mutlaka katma değer sağlayacağını unutmayın. Yanlış bir karar vermeniz ise, geri dönülmez olmamakla birlikte, para, zaman ve sonuçlar açısından çok ciddi kayıplara sebep olabilir.

Bir E-Öğrenme Şirketi Seçerken Dikkat Edilmesi Gereken En Önemli 10 Kriter; 

1. Birlikte çalışmayı düşündüğünüz şirketin öğretimsel tasarım ve geliştirim süreçleri net olarak tanımlanmış mı? İçerik üreten bir şirket en azından öğretimsel geliştirim süreçlerini net bir şekilde belirtebilmeli ve proje başlangıç toplantısından, projenin sonlandırılmasına kadarki tüm süreçleri kapsayacak şekilde proje dokümantasyonunu yapabilmelidir. Pek çok şirket ADDIE modeli olarak bilinen ve Analiz (Analysis), Tasarım (Design), Geliştirim (Development), Uygulama (Implementation) ve Değerlendirme (Evaluation) aşamalarını içeren öğretim tasarımı modeline bağlı kalarak çalışmalarını sürdürür. ADDIE modeli genel bir yaklaşım olarak doğru olsa da, modelin uygulamadaki işleyişi dikkatlice izlenmeli ve değerlendirilmelidir. Örneğin; yapılan analizin doğruluğundan nasıl emin olunduğu ya da son değerlendirme aşamasında, kaliteyi sağlamaya yönelik ne gibi çalışmalar yapıldığı bu aşamada sorulabilecek ayırt edici sorulardır.


2. Şirket deneyimli takım elemanları ile çalışıyor mu? Bir e-öğrenme şirketinin adı, çalışanlarının deneyimi ölçüsünde değerlidir. İçerik üretimi konusunda bir şirketle birlikte çalışma kararı, yeni bir elemanı işe alma kararına benzetilebilir. Birini işe alırken, nasıl işi yapmaya yatkın görünmesine değil de işi yapabilecek niteliklere sahip olup olmadığına bakıyorsak, bir şirketi değerlendirirken de birlikte yapmayı düşündüğümüz işi yapabilecek yetkinliklere sahip olup olmadığına bakarız. Örneğin; şirket, alanlarında deneyimli ve yetişmiş öğretimsel tasarım uzmanları ve görsel tasarım uzmanlarıyla birlikte çalışıyor mu? Bu bizi ilgilendirmez diye düşünmeyin. Projeleriniz süresince sizin ihtiyaçlarınızı en iyi şekilde anlayacak deneyimli kişilerle birlikte çalışmanız oldukça önemlidir. Bu nedenle, projenin en başında, daha ihale aşamasında, birlikte çalışacağınız şirket çalışanlarının özgeçmişlerini isteyebilirsiniz.

3. Öğretimsel açıdan “doğru” içerikler üretebiliyorlar mı? Sonuçta, içerik alırken kurum ihtiyaçlarınıza yönelik hedeflerinizi en iyi şekilde karşılayan ve çalışanlarınıza ek değer katabilen içerikler almayı amaçlıyorsunuz. Birlikte çalışmayı planladığınız şirketlerden, daha önce başarıyla tamamladıkları projelerden örnekler sunmalarını isteyin. Ayrıca bu projelerin etkinliklerini de farklı bakış açılarıyla inceleyin. Eğitimi alanlar eğitimi beğenmişler mi? Eğitimden ne öğrenmişler? Eğitim sonunda öğrendiklerini işlerine yansıtabilmişler mi?

4. Şirketler, ihtiyaçlarınız kapsamındakilere benzer projelerde neler yapmışlar? Şirketlerin sunduğu demo içeriklerin aslında sizin dikkatinizi çekmek için hazırlandığını her zaman aklınızda bulundurun. Pek çok şirket size “vitrin” için hazırladıkları eğitimleri sunar. Bu durumda yapmanız gereken; şirketlere, hazırlanmasını istediğiniz eğitime tarz ve konunun yapısı bakımından en çok benzeyen eğitimleri görmek istediğinizi söylemektir. Pek çok şirket bu isteğinize memnuniyetle yanıt verecek ve hatta hazırlamak istediğiniz içerik için bir prototip bile hazırlayacaktır.

5. İletişim ve proje yönetimi konusundaki yaklaşımları nasıl? E-öğrenme içeriği üreten şirketlerle çalışma esnasında en çok ortaya çıkan sorunlardan birisi, birlikte çalıştığınız şirketin içerik üretim süreci boyunca yeterli bilgi alışverişinde bulunmaması ve sürecin takibine sizi de dahil etmemesidir. Aslına bakılırsa pek çok problem, proje için belirlenen zaman kısıtlarına uyulamaması gibi en ciddi problemler bile, birlikte çalıştığınız şirketle aranızdaki iletişim kanallarını açık tutuğunuz takdirde kolayca çözülebilir. Herhangi bir şirketle birlikte çalışma kararını vermeden önce, şirketin üretim süresi boyunca iletişim için nasıl bir yaklaşım benimsediğini anlamaya çalışın.

6. Karmaşık ve zorlu konularla başa çıkabiliyor mu? Hazırlanması planlanan içerikler, konularının yapısı itibariyle oldukça zorlu olabilirler. Örneğin; tıp fakültesinin dördüncü yılında okutulan bir dersi düşünün. Böyle bir konuyla ilgili bir eğitim içeriği hazırlamanız gerektiğini hayal edin. Ne kadar zor olurdu değil mi? Kuruma özel içerik hazırlama konusunda deneyimli bir şirket, bu tür zorlu konularda dahi, konu uzmanlarından konuyu almak, özümsemek ve gerektiği gibi işleyerek anlamlı bir ders içeriği haline dönüştürmek konusunda usta olmalıdır. Bu, birlikte çalışacağınız şirketin tıp konusunda uzman olmasını gerektirmez. (Yani tıp alanında içerik hazırlayacak bir şirketin, bünyesinde tıp konusunda uzman birilerini barındırması gerekmez.) Ustalık daha ziyade, şirketlerin bu tür durumlara ilişkin özgün çözüm yolları ve deneyimlerinin olmasını gerektirir. Bu nedenle, tıp örneğinde olduğu gibi, uzmanlık gerektiren bir konuda içerik hazırlamak niyetindeyseniz, birlikte çalışmayı planladığınız şirketlerin benzer durumlarda neler yaptıklarını ortaya çıkaracak sorular sormayı unutmayın.

7. Örnek içerik (prototip) oluşturma konusunda yeterlilik gösterebiliyorlar mı? İçerik alanında çalışan şirketlerin en sık yaptıkları hatalardan birisi de, birlikte çalıştıkları kurumla, içeriğin bir örneğini (prototipini) paylaşmak yerine, içeriğin tamamen bitmiş halini paylaşmalarıdır. Bu nedenle, birlikte çalışacağınız şirketi belirlerken, size sundukları öğretimsel tasarım ve geliştirim adımları arasında “prototip üretme” adımının da bulunmasına dikkat edin. İyi bir içerik geliştirim şirketi, eğitimde kullanılacak etkileşimleri gösteren mini bir örnek sunabilmelidir. Bu şekilde, karşılıklı olarak beklentileri ortak bir noktaya çekmeniz ve kötü sürprizlerle karşılaşma riskini en aza indirgemeniz mümkün olacaktır.

8. Anlamlı fiyatlar mı sunuyorlar yoksa ‘ucuz etin yahnisi’ni mi? Birçok kurum, içerik geliştirme işi için çok fazla para ödediği ya da ödeyeceği konusunda kaygılar taşıyor. Aslına bakarsanız, hazırlanacak içerik ne kadar karmaşıksa, ne kadar çok medya öğesi (video, ses, animasyon, çizim, illüstrasyon) ve etkileşim içeriyorsa, projenin maliyeti de o kadar artar. Projeniz için teklifleri almadan önce, üretilmesini istediğiniz içerik için ortalama üretim maliyetlerinin ne seviyede olduğunu araştırın. Hedeflediğiniz projeyi temsil eden iyi bir teklif talebi hazırladığınızdan emin olun ve hayal kırıklığını önlemek için paranızın karşılığında neler alabileceğinizi iyice öğrenin. 

9. “Bilgisayara aktarılmış bir kitap istememiştim!” demek zorunda kalacak mısınız? İçerik geliştiren şirketlerle birlikte çalışırken karşılaşılan bir diğer hoşnutsuzluğun sebebi de, kurumların, bilgisayara aktarılmış kitaplara benzeyen içeriklerle karşı karşıya kalmalarıdır. Böyle durumlar, şirketler arası anlaşmazlıklara ve hatta karşılıklı mahkemelerin açılmasına bile sebep olabilir. Bu nedenle projenin en başında, proje imzalanmadan da önce, içerikten beklediğiniz etkileşim düzeyinin doğru belirlenmesi oldukça kritiktir. Beklediğiniz etkileşim düzeyini net olarak ifade ettiğinizden emin olun ve çok düşük teklifler karşısında ihtiyatlı davranın. Doğru zamanda doğru soruları sorun. 

10. Standartlara uygun içerik geliştirme konusunda yeterli deneyime sahipler mi? İçerik geliştiren bir şirketin tek yükümlülüğü hoş görünen, kullanıcıyı içine çeken ve makul düzeyde, kullanıcının zihinsel olarak da etkin olabileceği etkileşimler içeren ders içerikleri yaratması değildir. Bir diğeri yükümlülüğü ise, üretilen ders içeriğinin sizin altyapınıza uygun olarak çalışabilir olmasıdır. Eğer şirketinizin sahip olduğu bir öğrenme yönetim sistemi (ÖYS) var ise, hazırlanacak içerik ve öğrenme yönetim sitemi arasında olması gereken bilgi alışverişini açıkça belirlediğinizden emin olun. Sizin kullanmayı planladığınız sistemler ve altyapılar konusunda deneyim sahibi olan şirketlerle çalışmayı tercih edin.

Kurumunuza özel bir içerik geliştirme konusunda bir şirketle birlikte çalışma kararı vermeden önce, yukarıda listelediğimiz soruları ve benzer başka soruları görüştüğünüz şirketlere yöneltmekten çekinmeyin. Bu sayede kurumunuz için en doğru ve özenli kararları vermeniz mümkün olur.


Kaynak: Online Kariyer Okulu (www.onlinekariyerokulu.com)

5 Mart 2015 Perşembe

Eğitim Yönetim Sistemi Nedir?

Eğitim Yönetim Sistemleri, (Learning Management System, LMS) ağ üzerinden eş zamanlı olmayan öğrenme materyali sunma, sunulan öğrenme materyalini değişik biçimlerde paylaşma ve tartışma, derslere kayıt olma, ödevler alma, sınavlara girme, bu ödev ve sınavlara ilişkin dönüt sağlama, öğrenme materyallerini düzenleme, öğrenci ve öğretmen ve sistem kayıtlarını tutma, raporlar alma gibi olanakların ağ üzerinden otomatik olarak gerçekleşmesini sağlayan yazılımlardır. Çevrim içi içerikler bu yazılımların olmazsa olmaz kısmını oluşturmaktadır.

Eğitim Yönetim Sistemleri bir eğitim portalı olarak da kullanılabilirler. SCORM (Sharable Content Object Reference Model) tarafından geçen yıl yapılan bir çalışma dünya çapında 434 farklı Eğitim Yönetim Sistemi tespit etmiştir. Hiç şüphesiz araştırmanın yapıldığı tarihten bu güne bu sayı artış göstermiştir.

Büyük firma ve üniversiteler kendi Eğitim Yönetim Sistemlerini geliştirmektedirler. Bir çok kurum da kendi ihtiyaçlarına uygun Eğitim Yönetim Sistemini satın alma yoluna gitmektedir.

Yeni yazılım dillerinin ve veri depolama yöntemlerinin keşfi ile Eğitim Yönetim Sistemleri 2003 yılında dünyada kendilerini göstermeye başlamışlardır. İlk Eğitim Yönetim Sistemi geliştiricileri, olanakları sınırlı ve bir çok pahalı ayarlamalar gerektiren e-eğitim projeleri içerisinde yer alırken bugün projeler organizasyonlardaki eğitim ve çalışma inisiyatiflerini birleştirme yoluna giderek tek bir yaygın altyapı oluşturmaktır. Sağlam bir Eğitim Yönetim Sistemi bir örgün eğitim kurumunun insan kaynakları, mali işler, öğrenci işleri ve diğer bölümleri ile ortak çalışabilir ve bu bölümlerdeki bilgisayar sistemleri ile bilgi paylaşımında bulunabilir. Böylece tüm uzaktan eğitim faaliyetlerinin temelini oluşturabilir.

Yukarıda kısaca değinildiği gibi Eğitim Yönetim Sistemlerinin en önemli özelliği kayıt tutabilmesidir. Bu özelliği sayesinde çok sayıda ve farklı rapor biçimini kullanıcılara sunabilir ve siz bu raporlar ile eğitim sürecinin tüm aşamalarını düzenli olarak takip edebilirsiniz. Öğrenci, ders danışmanı ya da sistemi kullanan diğer kullanıcılara ilişkin (öğrenci işleri, mali işler) ayrıntılı raporlar alabilirsiniz.

Öğrencilere ilişkin raporlar alabilmek, bir öğrencinin gelişimini takip etmek ve herhangi bir aksama durumunda kendisine yardımcı olmak açısından oldukça büyük önem taşımaktadır. Bahsedilen kayıtlar öğrencinin sadece LMS içinde yaptığı işlemleri değil, online içeriklerde gezinirken yaptığı işlemleri de içermektedir.

Eğitim Yönetim sistemleri online ders içeriğine müdahale şansı vermese de online içeriklerin düzenlenmesinde aktif rol oynayan Eğitim İçerik Yönetim Sistemleri (Learning Content Management System, LCMS) ile de ortak çalışabilirler.

LMS’ler hem teknolojinin gelişen olanaklarına hem de teknolojiyi kullanan yaratıcı zihinlere paralel olarak gelişmekte ve değişmektedir. Bu gelişim sürecine katkıda bulunmak için belki de kullandığımız sistemlere biraz da “nasıl daha iyi olabilir?” gözü ile bakmak faydalı olacaktır.

Kaynak: Online Kariyer Okulu (www.onlinekariyerokulu.com)

10 Şubat 2015 Salı

Online Öğrenci

Günümüzde, öğrenim gören öğrenci sayısı içerisinde, internet üzerinden eğitim alan ve öğrenme aktivitelerini bilgisayar karşısında gerçekleştiren bir öğrenci topluluğu oluşmuş durumdadır.

Bu topluluk, öğrenme süreci içerisinde, başta davranış biçimleri olmak üzere, geleneksel sınıf ortamında eğitim alan diğer akranlarından farklı öğrenme deneyimleri geçirmektedir.

Bu deneyimlerin başında farklı öğrenme yaşantıları ve değişen öğrenme pratikleri gelir;

• Bireyler basılı materyalle etkileşime girmek yerine, bilgisayar ve internet aracılığı ile bilgiye ulaşır.
• Ders sınıfları, sıra, masa ve sandalyelerden oluşmaz, internet ortamında sanal sınıf adı verilen yapılarla öğrenciler gruplanır ve ders alabilir.
• Öğrenci hızlı ve kaliteli bağlantılarla diğer arkadaşları ile sesli ya da görüntülü iletişime geçebilir. İnternet teknolojileri ses ve görüntü aktarımına imkan verir.
• Ders sonraları okul kantininde bir araya gelmek yerine sanal sohbet odalarında buluşabilir.
• Ödevlerini elden teslim etmek yerine e-posta aracılığı ile öğretmenine ulaştırır.
• Ders tekrarı yapmak istediğinde masa başı yerine ekran başına geçer, online notlarını gözden geçirir.
• Zaman zaman bağlantı problemleri sebebi ile ders çalışamayabilir. Ders kaçırabilir.
• Okula gitmek için evden, hatta odasından bile çıkması gerekmez. Gerekirse başka bir yerden başka bir bilgisayarla derse katılabilir.
• Derslerini alması için günün belli bir saatinde hazır olması gerekmez, dilerse gece yarısından sonra bile öğrenmesini sürdürebilir.
• Yenilenen bilgiye en hızlı yoldan ulaşır, kitapların yeniden yazılmasını beklemesine gerek kalmaz.
• Kendini yazarak ifade etme becerisi, öğrenme süreci için daha önemli bir hale gelebilir.
• Basılı içeriklerde yer alan hareketsiz resimler, ekranda etkileşimli bir hale gelir, birey güvenli bir ortamda deneyler yapabilir ve içerikle etkileşime girmeyi de öğrenir.
• Dersleri ile kendi istediği mekanda ve zamanda iletişime geçen bir öğrenci, belirli bir sınıf ortamında ve belirli saatlerde ders gören bir öğrenciye oranla daha rahattır. Bu sebeple öğrencinin öz disiplin ve motivasyon konusunda biraz daha çaba göstermesi gerekebilir.
• Aynı zamanda, internet’in oluşturduğu sanal dünya öğrencilerin kendi zamanlarını yönetmesine imkan tanır.
• Öğrenciler kendilerine gelen elektronik postaları okurlar, bülten panolarındaki duyuru ve açıklamaları takip ederler.

Geleneksel yöntemde genelde gerçekleşen süreç, eğiticinin içeriği aktarması ve öğrenenlerin değerlendirme sırasında aktarılan bu içeriği hatırlamaya çalışmaları şeklinde gerçekleşir. Çevrimiçi öğrenme etkinliklerinde ise öğrenciler kendilerine verilen görev ve etkinlikleri tamamlamaya çalışır, eğiticiler de düzenli olarak bunlar üzerinde kendilerine geri bildirim sağlar.

Sayılabilecek onlarca farklı deneyim yazmak mümkündür. Bu, bambaşka bir eğitim kültürü ile beraber bambaşka düşünen ve konuşan bireyleri de beraberinde getirmektedir.

Yakın zamanda olmasa bile ileride “Öğrenci” kavramının yerini “Kullanıcı” alabilecek mi bilemeyiz, ancak “Online Öğrenci Olmak”, teknolojinin ve hızlı gelişimin eğitim anlayışımıza kattığı popüler bir ürün diyebiliriz.

Kaynak: Online Kariyer Okulu (www.onlinekariyerokulu.com)

2 Ocak 2015 Cuma

Online Eğitimde Ders içerikleri geliştirme

İçerik geliştirme süreci içinde grafik tasarım, iletişim konusunda da değindiğimiz aşağıdaki beş temel unsur arasında olan, kullanıcı ve içerik arasındaki bağın güçlenmesinde önemli bir rol oynayan iletişim aracıdır. Düzensiz yerleştirilmiş yazı ve görsel elemanlar algılamayı ve bunun sonucunda da iletişimi güçleştirirler. Çok iyi tasarlanmış bir içerik, kötü bir tasarım sonucunda, istenilen faydayı sağlayamayacaktır.

İyi bir grafik tasarımcı için, ekrandaki bir butonun gerçekten buton olarak algılanıp algılanmadığı, algılanıyorsa, eni boyu, kolay tıklanıp tıklanamayacağı, sayfadaki yeri ve sayfayla ilişkisi, rengi... gibi aslında o butonun foksiyonunu yerine getirmesinin birer parçası olarak düşünülebilecek noktalar önemlidir.

Bir grafik tasarım problemi daima iletişimle ilgilidir. Tasarımcı uygulama yöntemlerinin yanı sıra görsel algılamanın doğasını, görsel yanılsamanın rolünü, sözel ile görsel iletişim arasındaki ilişkileri de bilmek ve göz önüne almak zorundadır.

Temel Grafik Tasarım Kuralları ve İçerik Ekranları
Belirli ilkeleri göz önüne almadan tasarlanan sayfalar, görüntü kirliliği yaratmaktan başka bir işe yaramazlar. Eğer amaç bilgi verici, görsel yönden çekici sayfalar yaratmaksa, belirli bir tasarım birikimine sahip olmak gerekmektedir.

Grafik Yüzeyler
Grafik tasarım yüzeyini bütünüyle kavrayabilmek için, insanın görmeye dayalı doğasının ve boşluk kavramının bilinmesi gerekir. Genellikle bütün grafik tasarımlarda olduğu gibi, ekran tasarımları da dört köşe ile sınırlandırılmış iki boyutlu yüzeyler üzerinde yapılırlar. Tasarımcı, mesajın görsel ve sözel kısımlarını belli bir bütünlük içinde, bu iki boyutlu yüzeyler üzerinde tasarlamak durumundadır.

Bir yüzeyin yatay ve dikey kenarları, tasarımın ilk çizgileridir. Bunlar komposizyonun yapılacağı alanı belirler.

Görsel elemanlar, kenar çizgileriyle aynı yönde yerleştirildiklerinde, düzenli ve durağan, açılı yerleştirildiklerinde ise dinamik ve enerjik bir yapı oluştururlar.
Bir yüzeyi yatay ve dikey olarak eksenlerle böldüğümüzde, bu iki eksenin kesiştiği geometrik merkez, odak noktasını oluşturur. Oysaki insan gözünün algıladığı merkez, kesin olarak ölçülemese bile bu geometrik merkezin biraz üzerindedir.

İnsan görme duyusunun izlediği yol, grafik tasarımları şekillendiren unsurlardan biridir. Tasarımların yapıldığı yüzeylerin iki boyutluluğu onların durağan bir yapıda oldukları anlamını taşımaz. Gözümüz, tasarım yüzeyindeki farklı odak noktalarına takılarak, bir anlamda o yüzeye bir enerji kazandırırlar.

Yazılı iletişim, eski Yunanlılardan beri, sol üstten sağ alt köşeye doğru, yatay ve çizgisel bir sıra izler. Bu sebepten dolayı, tasarım yüzeyinin sol üst köşesine yerleştirilen tasarım elemanları en önce dikkat çeken elemanlardır. Gözün izlediği bu hareket yönü, grafik tasarım yüzeylerinin düzenlenişindeki temel kriterlerden biridir. İçerik ekran ve arayüz tasarımlarında da, bu bilgi dikkate alınmalıdır.

Tasarım Yüzeyleri İçindeki Görsel Unsurlar ve Birbirleriyle İlişkileri
Görsel unsurlar, tasarım yüzeyleri içinde ve birbirleri arasında tasarım ilkeleri doğrultusunda bir ilişkiye girerler. Bu ilişkileri bilerek tasarıma başlamak, yapılabilecek hataların aza inmesini sağlar. Görsel unsurların tasarım yüzeyi ve kendileriyle olan ilişkilerini basitçe 4 madde de sıralayabiliriz:
  1. Görsel unsurların kenar ve eksenleri aynı hizaya getirilebilir ya da sıraya konabilir.
  2. Tasarım yüzeyi içinde birbirine fiziksel olarak yakın unsurlar kendi aralarında bir ilişkiye girerek gruplar oluştururlar. Örneğin okuyucu, hangi yazıyla hangi görselin ilişkili olduğunu çoğu kez yakınlık uzaklık ilişkisi ile algılar.
  3. Benzer boyutlara, renklere, biçime, tonlara, çizgiye ya da yönlere sahip görsel unsurlarda herhangi bir yakınlık ilişkisi olmasa bile kendi aralarında ilişkiye girerek bir grup oluştururlar.
  4. Tasarımda kullanılan elemanların algılanması sağlayan ve kesinlikle atlanmaması gereken temel tasarım ilkelerinden biri de, “boşluk” kullanımıdır. Bilinçli bir “boşluk” kullanımıyla, sadeliği ve düzeni yakalamak mümkündür. Boşluk olmayan bir alanda, tasarım elemanlarının yüklendiği mesajları algılamak zorlaşır. Tasarımın akciğerleri olan boşluklar, rahatlamayı sağladığı gibi, zenginliği de ifade eder.
Yazı Karakteri ve Metin
Şüphesiz ki bir yazıda okumayı kolaylaştıran en önemli etkenlerden birisi, kullanılan yazı karakteridir. Ekrandan okunması gereken yazılarda bu, daha da önem kazanır.

Internet üzerinde okunaksız yazı örneklerine sıkça rastlanmaktadır. Aslında bunun birden fazla sebebi vardır. Yazı karakteri seçimi, sayısı, puntosu, serifli, serifsiz, bold ya da italik olması, büyük küçük harf olması, bloklama biçimi, harf ve zemin rengi, zemin dokusu, satır uzunluğu ve boşluklar, tipografik düzenlemelerin temel sorunlarıdır.
İçerik metinlerinde kullanılan yazılarda şu noktalara dikkat etmek gereklidir:
  1. Verdana ya da Tahoma gibi, özellikle ekrandan okumak için geliştirilmiş “serifsiz” yani tırnaksız yazı karakterleri kullanmalıdır.
  2. İçleri kapanmış “a” ya da “ü” harfleri, okumayı zorlaştırır. Bu nedenle bold karakterler, ince karakterlere göre daha zor okunmaktadır. Bold karakterle yazılmış uzun metinlerden kaçınılmalıdır.
  3. Ekranda birden fazla yazı karakteri çeşidi, gereksiz bir kalabalık yaratabilir. Çeşitliliği sağlamak, tekdüzeliği kırmak için, aynı fontun bold ya da italik versiyonları ara ara kullanılabilir.
  4. İtalik yazılmış yazılar, tekdüzedir, gösterişsizdir. Değişik yapısıyla anlamı güçlendirebilir ama, deforme olmaya çok uygundur. Uzun metinlerin italik yazılması, yazıyı zayıf gösterir, harflerin birbirinden ayrılması zor olduğundan okumayı güçleştirir.
  5. Yazı karakterinin büyüklüğü çok küçük olursa harfler algılanmaz, büyük olursa da okuma sırasında gözün taradığı alan büyür. Ekrandan okunacak yazıların ideal büyüklüğü 10 – 12 puntodur.
  6. Uzun metinlerin bold yazılması gibi, tüm metnin tamamının büyük harflerle yazılmış olması da yazıyı sevimsiz kılar. Sözcükler, kaba bir dikdörtgen biçiminde algılanırlar. Küçük harfler, kuyrukları ve bacaklarıyla büyük harflerden daha kolay algılanabilirler ve bu da onları daha okunabilir yapar.
  7. Ekrandaki uzun satırlar, gözü yorar ve takibi zorlaştır.
  8. Sağa ve sola bloklanmış metinlerde satır takibi, sadece sola ya da sağa dayandırılmış metinlere göre daha zordur. Tek tarafa hizalanmış metinlerin diğer tarafındaki uzunlu kısalı görüntü, gözün satırları takibini kolaylaştıracağı gibi, metine dinamik bir hava da verir.
Renkler
Renkler ışıkla birlikte var olurlar ve izleyen üzerinde bir çok değişik duygu uyandırabilirler. Bunların bir bölümü kişisel, bir bölümü genellenebilir duygulardır. Sıcak renkler dediğimiz kırmızı ve tonlarının uyarıcı, soğuk renkler dediğimiz mavi ve tonlarının da gevşetici ve dinlendirici olduğu söylenebilir.

3 ana renk vardır. Kırmızı, sarı ve mavi. Ara renkler dediğimiz diğer renkler, bu üç ana rengin farklı oranlarda karışmasıyla ortaya çıkarlar.

Renk, bir tasarımda etkileyiciliği ve vurguyu arttıran yapı taşlarından biridir. Amerika’da yapılan bir araştırmada renkli dergi ilanlarının izleme oranının %38, sadece iki renkli ilanların izleme oranının ise %20 olduğu ortaya çıkmıştır. Başka bir araştırmada ise, siyah-beyaz bir ilanın çok renkli olarak basıldığında %50 oranında daha fazla izlendiği ortaya çıkmıştır.

Bir tasarımda, istenilen doğru atmosferi yaratmada en önemli araçlardan birisi de renktir. Sıcak renkler, izleyeni uyarır ve neşelendirir. Soğuk renkler ise yatıştırıcı ve dinlendiricidir. Soğuk renkler çok fazla kullanıldıklarında, ilgiyi dağıtıcı ve sıkıcı bir hava yaratabilirler. Aynı şekilde sıcak renklerde çok sık kullanıldıklarında uyarıcı etkilerini kaybedebilirler.

Bir tasarım yüzeyinde sıcak renkler, soğuk renklerden daha fazla dikkat çeker.

Ekran Tasarımlarında Renk
İçerik ekranlarında kullanılacak renklerde şu noktalara dikkat edilmelidir:
  1. İçeriğin çerçevelendiği şablonda çok sayıda renk kullanılmamalıdır. Kullanılan her bir renk o tasarımın bir elemanıdır ve ne kadar az elemanla problem çözülebiliyorsa sonuç o kadar başarılıdır.
  2. Şirket kimliğinin bir parçası olan renkler göz önüne alınmalı, münkünse şirket renkleri ya da bu renkleri tamamlayıcı renkler ekranda yer almalıdır.
  3. Arka arkaya gelen sayfaların görsellerinde canlı renklerin tekrar tekrar ve baskın şekilde kullanılmasından kaçınmalıdır. Aksi taktirde renkler uyarıcılıklarını kaybedebilirler.
  4. Renkli yazı karakterleri gereğinden fazla kullanılmamalıdır. Görüntü kirliliği ve gereksiz bir karmaşa yaratırlar.
  5. Zemin ve yazı rengi ilişkisine dikkat edilmelidir. Açık renklerin üzerine yine açık renklerde kullanılan yazıları okumak zorlaşır hatta imkansız hale gelir. Aynı şekilde koyu bir zemin üzerine yazılan yine koyu renkteki bir yazıyı da okumak zordur.
  6. Renklere yüklenen anlamlar, bütün sayfalarda bütünlük içinde olmalıdır. Örneğin fomüller bir sayfada yeşil çerçeve içine alınıyorsa, bu renk diğer sayfalarda da aynı görevi görmelidir.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )