18 Aralık 2014 Perşembe

E-Öğrenmede Etkileşim

İlk yaygınlaşmaya başladığı yıllarda “Online Eğitim” ya da “Web Tabanlı Öğrenme” gibi farklı isimlerle anılan e-öğrenme o yıllarda online kitaplar oluşturma olarak algılansa da son zamanlarda e-öğrenmeden beklenenler artmıştır. İçeriklerin internette online kitap formatında sunulmasına nazaran e-öğrenmenin en belirgin özelliği içerik sunumunda kullanılan etkileşimlerdir. Eğitsel tasarım uzmanlarını en fazla zorlayan konulardan biri olan içeriğe uygun etkileşimlerin tasarlanması e-öğrenme karşıtları tarafından da en fazla dile getirilen konulardan biridir.

Etkileşim, öğrenenin ilgisini, katılımını ve uğraşını öğrenme sürecine dahil etmek için kullanılan içerik sunum tekniğidir. E-Öğrenmede etkileşim denildiğinde birçok insanın aklına ileri-geri butonlarına tıklanarak kolaydan zora doğru ilerleyen içeriklerin okunması gelmektedir. Ancak içeriğe uygun tasarlanmış etkileşimler öğreneni bilgisayar karşısında ekranın belirli bölgelerine tıklayan bir kullanıcı profilinden çıkarıp; öğrenme aktivitesinin merkezinde, öğrenme sürecini yönlendirme yetkisine sahip aktif bir kullanıcı haline getirmektedir. Etkileşim uzaktan eğitimin başarısını etkileyen kritik bir değişkendir.

e-Öğrenmede etkileşimden beklenenler aşağıdaki gibi sıralanmaktadır:
  • Öğrenenin ilgisini konu üzerine toplamak,
  • Toplanan ilginin devamlılığını sağlamak,
  • Bilgiyi aktarmak,
  • Bilginin hatırlanmasını kolaylaştırmak,
  • Bilginin öğrenen üzerinde yansımalarını teşvik etmek.

Beklenti listesinin kabarık olması belki de Eğitsel Tasarım Uzmanları’nın etkileşim tasarlarken neden zorlandıklarını açıklamaya yetecektir. Birçok e-öğrenme uygulamasında karşılaşılan çoktan seçmeli soru, bulmaca, hareketli grafik, sürükle-bırak etkileşimleri, animasyon ve simülasyon formatındaki etkileşimler uygun bir öğrenme ortamında öğrenenin bildiklerini uygulamasına imkân sağladıklarında yukarıda bahsedilen beklentilerin bazılarını yerine getirseler de birçok uzman tarafından konuya uygun çok daha etkili etkileşimlerin geliştirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Bu durumda klasikleşen etkileşimler yerine daha etkili ve öğrenen açısından destekleyici etkileşimler tasarlanması öğretimsel etkileşim bileşenlerinin iyi kavranmasına ve tasarlanmasına bağlıdır. 

Michael Allen, “Guide to e-Learning” isimli kitabında öğretimsel etkileşimlerin bileşenlerini; ortam (context), meydan okuma (challenge), etkinlik (activity) ve geribildirim (feedback) olmak üzere dört başlıkta toplamıştır.

Ortam (Context):
Ortam, öğrenenin tasarlanan durumu zihninde canlandırmasını sağlar ve öğrenen gözünde etkileşime anlam katar. Bir başka deyişle; ortam ne kadar gerçeğe yakın olursa, öğrenenin olayı zihninde canlandırması ve konu üzerinde düşünmeye başlaması o kadar kolay olur.

Meydan Okuma (Challenge):
Meydan okuma, iyi tasarlanmış bir etkileşim ortamı içerisinde öğrenene ne yapması gerektiğine dair uyarılar veren etkileşim bileşenidir. Öğrenenin cevap verdiği sorular, öğreneni düşünmeye zorlamanın en basit örneğidir. Etkileşim ortamında meydan okunan öğrenen, problemi çözmek için bildiklerini ve öğrendiklerini düşünmek ve yorumlamak zorunda kalır. Bu anlamda, “Devam etmek için ‘ileri’ butonuna tıklayın.” şeklindeki ifadeler öğreneni konu üzerinde düşünmek zorunda bırakmadığı için bir etkileşim uyarısı değildir.

Etkinlik (Activity):
Etkinlik, etkileşim ortamında meydan okunan öğrenen tarafından sergilenen fiziksel aktivitelerdir. Etkinlik tasarımında dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi, öğrenenin düşündüklerini kolaylıkla ifade edebilecekleri yapıya sahip olmalarıdır. e-Öğrenmede öğrenenin çözmesi gereken probleme karşı ne düşündüğünü ve ne karar verdiğini kolaylıkla ifade etmesine izin vermeyen, bunun yerine öğrenenin bilgisayar becerilerine ve yetkinliklerine endekslenmiş etkinlikler başarısız etkinliklerdir.

Geribildirim (Feedback):
Geribildirim, meydan okunan öğrenen tarafından gerçekleştirilen aktivitenin doğruluk derecesi hakkında öğrenene dönüt veren bileşendir. Öğrenene geribildirim verilmesindeki amaç, sergilediği fiziksel aktivitenin iyi ya da kötü sonuçları hakkında bilgi vermektir. Etkileşim ortamında verilen geribildirimlerde en fazla yapılan yanlışlardan birisi verilen cevapların doğruluk veya yanlışlıkları konusunda varılan yargıyı anında öğrenene bildirmektir. Bu şekilde bir yaklaşım öğrenenin, verdiği cevabın neden doğru ya da neden yanlış olduğu düşünmemesine neden olabileceği gibi öğrenme motivasyonunu da azaltabilmektedir.

Sonuç olarak, e-öğrenme ortamında etkileşimler online soru olmaktan çok daha fazlasını ifade etmektedirler. Öğrenmenin kalıcılığı öğrenenin öğrendiklerini ve bildiklerini uygulamasına bağlı olduğuna göre, e-öğrenme ortamlarında etkileşimler, inkâr edilemez öneme sahiptirler. Etkileşim tasarımında her bir bileşenin itina ile tasarlanması ve öğrenene katkılarının değerlendirilmesi gerekmektedir.


Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )


8 Kasım 2014 Cumartesi

Uzaktan Eğitimde Trendler

Cornell üniversitesinden emekli rektör Frank H.T. Rhodes'e göre içinde yaşadığımız yüzyılda bilginin bu derece önem kazanması üniversite kampüslerinde de büyük değişimlere yol açacaktır. 

Rhodes gelecekte üniversitelerin nasıl bir yapıya sahip olacağı konusunda "Yönetilmeyen Üniversite Modeli" adını verdiği bir model öne sürmektedir. Yönetilmeyen üniversite modeli, internet ile birbirlerine bağlanan öğretmen, öğrenci ve uzmanlardan oluşan, kabına sığmayan, kontrol edilemeyen katılımcıların katkıları ile yönlenen ve gelişen heyecan verici bir model olarak tanımlanmaktadır.

Yönetimi olmayan bir eğitim kurumu bize şu an için uzak bir ihtimal gibi görünse de, ulusal sanal üniversite kurma fikri üniversiteler içinde giderek yaygınlaşmaktadır. Oluşturulacak belirli programların ders içerikleri internet ortamına aktarılması ve bu içeriklerin bir noktadan kullanıcılara sunulması ve böylece pek çok üniversitenin farklı öğretim üyelerinden farklı dersler alınması uygulamaları çok fazla uzak değildir. Örgün ve geleneksel eğitim veren kurumlarda da çeşitli sebeplerle derslerde aksama olmasını engellemek için bu içeriklerden çevrim içi destek alınması gibi düşünceler oluşturulmakta ve buna uygun adımlar atılmaktadır.

Geleceğe ilişkin olarak e-learning anlayışının değişmesine sebep olabilecek diğer bir uygulama da mobil uygulamalarla hayatımıza giren m-learning (Mobil Öğrenme) kavramıdır. Geçtiğimiz yıllarda yaşanan, sabit telefonlardan taşınabilir mobil telefonlara (cep telefonlarına) olan geçiş, yavaş yavaş bilgisayar sektöründe de görülmeye başlamış ve donanım üreticileri ilk cep bilgisayarı modellerini piyasada sürmüştür. Cep bilgisayarlarıyla birlikte, bilgisayar sektöründe mobil uygulamalar (kısaca m-uygulama) adı verilen yeni uygulamalar gerçekleşmektedir.

Örnek bir eş zamanlı olmayan m-öğrenme modelinde Insead, Nokıa ve Icus firmaları Asya-Pasifik konsorsiyumunu kurarak ilk m-learning pilot projesinde bir araya gelmişlerdir. Konsorsiyum, Wap tabanlı Nokia cep telefonları için bir elektronik kurs geliştirmiştir. ‘E-business’ adı verilen bu kurs, hem mobil uygulamalar için Wap tabanlı olarak ve hem de Web tabanlı olarak geliştirilmiştir. Böylece, kursun içeriğine hem cep telefonları aracılığıyla ve hem de bilgisayar kullanılarak ulaşılabilmektedir.

Kurs içeriği, kursiyerler tarafından web ve wap tabanlı olmak üzere iki farklı şekilde kullanılabilmektedir. Wap biçimleri, kısa metinler, web’de görüntülenen aynı miktarda bilgiyi görüntüleyebilmek için daha fazla ekran ve web sürümüne göre çok daha fazla başlık ve hiyerarşik menü gerektirmektedir. Kurs kapsamında, web içeriğini wap içeriğine ilişkilendirmek için bir çapraz başvuru tablosu da bir web sayfası olarak sunulmaktadır.

Görülen şudur ki; gelecek, eğitim kültürü için mobil uygulamalar da içeren yeni oluşumları beraberinde getirecektir. Bu sebeple eğitim programları da yeni teknolojilere ve yeni öğrenme biçimlerine uygun olarak yenilenmeli ve eğitim durumları planlaması aşaması bilişim teknolojilerine uygun uygulamalar içermelidir.



Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

16 Ekim 2014 Perşembe

İnternet Tabanlı Sınav Sistemi

İnternet temelli eğitim uygulamalarında öğrenciler İnternet Tabanlı Sınav (İnternet based testing) adı verilen sınav sistemi ile karşı karşıyadırlar. İnternet tabanlı sınavlar İnternet ve web teknolojilerine uygun program dilleri (html) ve iletişim protokolleri (TCP/IP, HTTP) kullanarak oluşturulmuş olan sınav sistemleridir. 

Bu sınavlar önceden oluşturularak Eğitim Yönetim Sistemleri içerisine yerleştirilebilir ve öğrenci dilediği zaman sınavı başlatabilir. Aynı zamanda öğrenci ve öğretmenler çevrim içi durumdayken öğretmenler öğrenciye Çevrim içi Sınav (Online Testing) adı verilen sınavlar da yapabilirler.

Elbette internet temelli eğitim sınav tasarımları da içerik geliştirme faaliyetleri ile beraber üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu tür sınavlarda ideal olanın soruların teker teker ekrana getirilmesi olmakla birlikte, sınav dahilindeki soruların bir defada kullanıcıya iletilmesini içeren ekran tasarımlarında, soru metni ile yanıtların birbirinden ayrılmasını ve hatta soruların birbirlerinden ayırt edilebilmesini sağlayan farklı renk tasarımları ve uygun font büyüklükleri kullanılmalıdır. Bir soru için kullanılmış olan bir özellik diğer sorularda da aynı amaç için kullanılmalıdır. Örneğin olumsuz soru kökü ifadeleri koyu renk font kullanılarak belirginleştiriliyorsa bu yazı biçimi her olumsuz ifadeli kök içeren soru için kullanılmalıdır.

Bir sınav içinde mümkün olduğunca çeşitli soru tipi kullanılmamalıdır (çoktan seçmeli, doğru yanlış gibi) eğer farklı soru tiplerini içinde barındıran bir sınav yapılması planlanıyor ise aynı tipteki sorular farklı ekranlarda gruplanarak sorulabilir.

Çoktan seçmeli online testlerde her madde için standart olamayan seçenek sayısı kullanıcının dikkatinin dağılmasına sebep olabilir, bu nedenle her madde için aynı seçenek sayısı kullanılması uygun olabilecektir.

Her yazılımda olduğu gibi, özellikle internet üzerinden verilen örgün eğitim programlarında çevrim içi sınav güvenliğine teknik açılardan özen gösterilmelidir.


Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

16 Eylül 2014 Salı

Bilgi Yönetimi

Son zamanlarda basılı ve görsel medyada oldukça sık karşılaştığımız bir kavram olan “Bilgi yönetimi” ne demektir?

Sanayi devrimi sonrasında toplum hayatında büyük değişiklikler olmuştur. Gelişen iletişim teknolojileri toplumları baş döndüren bir sürat çağına getirirken bilgi de ulaşılması gün geçtikçe hızlanan ve kolaylaşan bir ürün haline gelmiştir.

Ancak artık önemli olan bilgiye nasıl ulaşılacağı değil, ulaşılan bilginin nasıl kullanılacağıdır. Bilgiden en pragmatik yollarla en yüksek verimi hedefleyerek faydalanmak gerekmektedir. İnternet teknolojileri sayesinde hızla değişen ve son derece rekabetçi bir hale dönüşen iş dünyasında sadece farklı bir terminoloji değil aynı zamanda yeni uygulamalarla da karşılaşmaktayız. Bilgi, değerlidir. Bilgiden verimli bir geri dönüş alabilmek için boşa harcanmaması, kaybolmaması, doğru yönlendirilmesi yani özetle “bilginin yönetilmesi” gerekmektedir.

Yeniliklerin sayısı her geçen gün artmakta, rekabet ortamı daha net bir şekilde algılanmakta iken bilginin süratle gelişip aynı süratle de tüketilmesini yadırgamamak gerekir. Oysa ki bilgi analiz edilmeli ve sindirilmelidir. Üstelik çalışanlar bu bilgiyi iç ve dış müşterilerle paylaşmalıdır. Paylaşımı sağlayabilmek, bilgi yönetiminin önemli adımlarından biridir.

İş hayatında, firmaya katma değer yaratacak, sahip olunması gereken, sektöre, ürüne, teknolojiye ya da organizasyona ait bilgiler “değerli bilgi” sınıfına girer. Bilgi yönetimi bir süreçtir. Bu süreç; bilgiyi toplama, bilgiyi düzenleme, bilgiyi geliştirme, bilgiyi koruma, bilgiyi doğru kullanma ve bilgiyi paylaşmadan oluşur. İşte bilgi yönetiminin en zor taraflarından biri burada ortaya çıkmaktadır; bilgi paylaşımı... Bilgi paylaşımı özendirilmelidir.

Çağa ayak uyduran profesyonel kurumlarda farklı bilgi yönetimi modelleri uygulanmaktadır. Kullanılan bilgi yönetim modellerinin 'Nasıl, Ne, Kim, Nerede, Ne Zaman ve Neden?' sorularına cevap verebilen, çoklu perspektifli, dinamik modeller olması önerilir. Bununla kastedilen modeller genellikle;
  • Firma işini nasıl yürütüyor? (İş süreci),
  • Süreç neleri yönetiyor? (Kaynaklar),
  • İşlemleri kim yürütüyor? (Roller, yetkili kişiler ve beceriler),
  • İşlemler nerede yürütülüyor? (Kurumlar ve kişiler arasında iletişim ağı),
  • Süreç ne zaman yürütülüyor? (Sürecin üzerindeki kontrolü anlamak),
sorularına cevap verebilenlerdir.

Bilişim teknolojileri bilgi yönetimi için en elverişli araçları sağlamakla birlikte bilgi yönetiminin teknolojiden ibaret olmadığı da açıktır.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

29 Ağustos 2014 Cuma

Eğitim Senaryosu Hazırlamak

Eksiksiz bir ihtiyaç analizi ve tasarım dokümanın onaylanmasından sonra, senaryonun oluşturulması geliştirme elemanları için hazır malzemenin yaratılmasında ilk adımdır. Senaryo çalışması yada storyboard basitçe, eğitim esnasında öğrencinin göreceği, duyacağı ve yapacağı şeylerin ekran ekran açıklamasıdır. Bu planda kullanıcının ne göreceği ve ne okuyacağı gibi bilgiler belirtilir. Eğitim tasarımcısının oluşturduğu eğitim senaryosu tüm diğer takım elemanları ( grafik tasarımcılar, programcılar vs. ) için kılavuz rolünü görür.

Eğitim tasarımcısı, projeye ve geliştirme ekibine bağlı olarak yazılı senaryo veya storyboard hazırlayabilir. Her iki biçim de aynı amaca hizmet eder ve aynı açıklayıcı unsurları içerir, fakat düzen ve grafik kullanımı yönüyle farklılık gösterirler. Senaryoda yazılı açıklamalar kullanılırken storyboard üzerinde taslak resimler veya clipartlar kullanılarak daha görsel bir taslak hazırlanır. Yazılı senaryonun daha kısa zamanda üretilmesinin yanında, storyboard, üretilecek eğitimin nasıl görüneceği hakkında daha çok fikir sahibi olunmasını sağlar.
Hangi biçimde taslak oluşturulursa oluşturulsun, her taslağın sahip olması gereken bazı nitelikler vardır.
  • Proje Bilgisi: Proje adı, tarih, üretici firma gibi proje hakkındaki künye bilgilerinin bulunduğu bir proje tanımı sayfası hazırlanır.
  • Ekran Etiketi: Hangi ekranın açıklandığını gösteren etikettir. Bazı durumlarda sahneler kare numaralarına göre de adlandırılırlar. Genelde bir sahne etiketi ders numarası ve ekran numarasıyla birlikte adlandırılır.
  • Ses: Eğitimde ses kullanımı olacaksa bunun belirtilmesi gerekir. Eğitimlerde, eğitim metni genel olarak seslendirilerek desteklenmektedir. Senaryoda, hata uyarı sesi veya fonda kullanılacak herhangi bir ses de belirtilmelidir.
  • Video: Kullanılacağı yer belirtilmelidir. Eğer hazır bir video kullanılmayacaksa, hazırlanacak olan video için, diyaloglar, kamera hareketleri, videonun uzunluğu vb. notlar alınmalıdır.
  • Grafikler: Genelde yazılı olarak belirtilip ne oldukları anlatılır. Bu tasarımcının aklındakini anlatmasını kolaylaştırır. Eğitim tasarımcısı resmin koyulacağı alanı belirleyip içerisine “masa etrafında oturan bir grup insan” gibi bir not yazarak düşüncesinin zihinde daha kolay canlanmasını sağlar.
  • Metin: Hangi cümlenin sahnenin neresinde duracağının belirtilmesi gerekir. Ayrıca metinler üzerinde kullanılacak efektler de belirtilmelidir.
  • Etkileşim ve Yönlendirme Nesneleri: Her bir yönlendirme nesnesinin hangi sayfaya yönlendirme yaptığı belirtilmelidir. Standart yönlendirme nesneleri (menü), ilk sayfada belirtilip diğer sayfalarda da bu yapıya uygun olmalıdır. Etkileşim nesneleri ise ne işe yaradıkları ve sonuçları ile beraber açıklanmalıdır.
  • Notlar: Yukarıdaki genel bölümlerin kapsamadığı notların bulunduğu alanlardır. Genellikle takım elemanları arasındaki iletişimi sağlar. Eğitim tasarımcısı, diğer tüm eğitim geliştirme elemanlarına söylemek istediği şeyleri buraya ekleyebilir.
Aynı tasarım dokümanı gibi, önce tüm düzeltmeler taslak üstünde yapılır ve eğitimin hazırlanmasına başlamadan önce onaylanması gereklidir. Bu onay, eğitim geliştirme işlemi ilerlemeye başladıktan sonra gelecek olan değişiklik istekleri ile ortaya çıkabilecek olan işgücü ve zaman kaybını ortadan kaldırmak için önemlidir. Yazılı senaryo veya storyboard için onay alındıktan sonra artık üretime geçilebilir.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

6 Haziran 2014 Cuma

Uzaktan Eğitimde Etkileşim

Uzaktan eğitim (e-Learning) ile yüz yüze eğitimde kurduğumuz iletişimden farklı bir iletişim kurarız. Diğer öğrenenlerle fiziksel temas kuramayız belki ama ortamı oluşturan farklı elementler ile farkı iletişimlere girmemiz mümkün olur. 

İşte uzaktan eğitimin tarihçesinde bahsedilen üçüncü dönem anahtar kavramı olan “etkileşim” internet tabanlı eğitim uygulamalarında “öğrenen - öğretmen”, “öğrenen - öğrenen” ve “öğrenen - eğitim materyali (içerik)” olmak üzere üç biçimde kendini gösterir. Geçmişte mektupla ya da televizyonla yapılan uzaktan eğitim uygulamalarında son derece geri planda kaldığı açıkça görülebilen bu üç ilişki biçimi Amerika’daki Ulusal Eğitim Birliği NEA (National Education Asosiation) tarafından 2010 yılında yapılan bir çalışma tarafından da desteklenmiştir. Etkileşimli (interaktif) teknoloji, sadece öğrenci gelişiminin öğretmen tarafından izlenebilmesi için değil, öğrencinin sorularına diğer öğrencilerden ve öğretmeninden de cevap alabilmesi için de önemlidir.

Öğrenen - Öğretmen etkileşiminde bilgisayar ağlarının kullanılması zaman ve mekan sınırlarını ortadan kaldırmıştır. Böylece öğretmen öğrenenle hem bireysel hem de toplu olarak çift yönlü eş zamanlı ya da gecikmeli iletişim kurabilir, öğrenenin bireysel gereksinim ve farklılıklarını dikkate alma olanağını elde etmiş olur.

Öğrenen - Öğrenen etkileşimi geleneksel uzaktan eğitim uygulamalarında öğrenen - öğretmen etkileşiminden de daha fazla göz ardı edilmiştir. Halbuki öğrenenlerin karşılıklı etkileşimlerinde geleneksel eğitim yöntemlerinde de olmak üzere bilgi edinebildiği bir gerçektir. Özellikle yapılandırmacı (constructivist) yaklaşımın temelinde de işbirliğinin ve iletişimin önemi bilinmektedir. Bilgisayar ağları öğrenenleri bir araya getirerek iletişim kurmalarını ve bu yolla öğrenmelerini sağlamaktadır. Bu işbirliği zaman zaman uluslararası boyut da kazanabilir ve farklı ülkelerdeki öğrenenler bilgilerini paylaşma olanağına kavuşabilirler. Kurulan bu tür iletişimler eğitimin sosyal sürecinin oluşmasına da katkı sağlamaktadır.

Öğrenen - Eğitim Materyali (içerik) iletişimi ise bireyin içerik ile etkileşimli (interaktif) bir diyaloga girmesidir. İnternet tabanlı uygulamalarda basılı materyallerde yer alan içerikler, teknolojik imkanlar çerçevesinde öğrenme prensiplerine uygun bir biçimde bilgisayar ve internet ortamına uygun hale getirilmekte ve öğrenciye sunulmaktadır. Özellikle yapılandırmacı öğrenme felsefesine uygun olarak geliştirilen eğitim içeriklerinde birey bilginin oluşmasında etkin olarak yer alabilmektedir. Bunu da internet ortamında edinebileceği farklı bilgi kaynaklarını kullanarak bilgi sınamaları yaparak ve öğretmeni ile bu sınamaların sonuçlarını tartışarak gerçekleştirebilir. Öğrenme materyallerinin geliştirilmesinde kullanılan bilgisayar yazılımları, özellikle bireyin öğrenme materyalini özelleştirebilmesine olanak verdiği gibi, öğrenen müdahalesi ile hareketlendirilebilen animasyonlar yardımı ile etkileşimi sağlamaktadır.

Etkili öğrenme, öğrenciyi bilişsel olarak etkin kılan ortamlara bağlı olup, tasarlanacak ortamın öğrenciyi gerekli etkinlikleri yapmaya zorlaması gerekmektedir. Etkileşimin ana ilkelerinden biri öğrenciyi öğrenme ortamının bir parçası haline getirmektir. İçerik - öğrenci etkileşimi, öğrenme işini daha bireysel yaptığından, uyarlanabilir öğrenme ortamlarıyla bireysel öğrenmeler desteklenmelidir.

Son zamanlarda internet tabanlı öğrenmede öğrenen - teknoloji etkileşiminin de önemli olduğu görülmektedir. Çünkü özellikle yüksek teknoloji eğitim araçlarını kullanarak uzaktan eğitim alan kişiler zaman zaman tek ve çift yönlü olarak bilgi iletim teknolojileri ile iletişime girmektedirler.
Öğrenme bilgi paylaşımı ile hız kazanabilir, bu sebeple “iletişim” e-learning uygulamalarında üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir noktayı oluşturmaktadır.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

12 Mayıs 2014 Pazartesi

Eğitimde Simulasyon

Etkili Simulasyon Oluşturmak İçin İpuçları

Simülasyon teknolojisi, çalışan ve bireylerin eğitiminde kullanılan önemli bir araçtır. Son yıllarda birçok e-öğrenme şirketi sadece e-öğrenme projeleri üretmeyip, simülasyonlar da üretmeye başladılar ki bu da simülasyon teknolojisinin e-öğrenme açısından öneminin arttığını gösterir.
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki eğitimlerde birincil amacımız simülasyon üretmek değil, eğitim alan kişilerin performansını arttırmaktır. Bu sebeple, eğitim amaçlı simülasyon üretirken edindiğimiz tecrübelerden oluşan bir dizi faydalı ipucu sunuyoruz.
  • Performans amaçlarınızı not alın kullanıcıya ne çeşit etkileşimleri sunacağınızı açıkça belirtin. Eğer tüm simülasyonu bir seferde üzerinde fazla düşünmeden üretirseniz, muhtemelen ihtiyacınızdan fazla şey geliştirecek ve bunun için çok fazla para ve zaman harcayacaksınız.
  • İzlettirmeyin, yaptırın! Eğer yapılması gereken karmaşık ve zor bir adım değilse, kullanıcıya başından itibaren bu işi ya da görevi yapma şansı tanıyın ve kullanıcıların bu adımları pasif şekilde geçiştirmeleri yerine daha aktif bir biçimde yapmalarını sağlayın, onları simülasyona çekin.
  • Sadece etkileşim değil, anlamlı etkileşim. Bazı insanlar etkili e-öğrenmenin pek çok etkileşimli öğe içermesi gerektiğini söyler. Bu tam anlamıyla doğru değildir, en etkili e-öğrenme anlamlı ve konuya uygun etkileşimlerle zenginleştirilmiş yapıda olmalıdır. Sadece hareketlilik adına yapılacak etkileşimden kaçınılmalıdır.
  • Oyun ve eğlence, içeriği desteklesin Bazıları da en iyi e-öğrenme yönteminin oyun gibi eğlenceli öğeler içeren uygulamalar olduğunu söylerler. Bu da tümüyle doğru bir yaklaşım sayılamaz. Eğer oyun öğeleri içerikle ilgisiz ise bu bir süre sonra, yapılan eğitimin amacından sapmasına yol açar, öğrencilerin dikkati dağılabilir ve eğitimden alınan verim düşer.
  • Simülasyon oluşturmak yerine performans artışı üzerine yoğunlaşın Önceden uygulamanın öğrencinin performansına nasıl etki edeceğini hesaplamadan, simülator yaratmak isterseniz, muhtemelen çok fazla para ve zaman harcayacaksınız demektir. Unutmayın, eğer ürettiğiniz simülator eğitim işlevini yerine getirmiyorsa, uygulamanın ne kadar gerçekçi ne kadar başarılı olduğu hiç bir önem teşkil etmez. İyi anlatılmamış bir problem için tasarlanan bir 3D çok büyük miktarda paranın boşa harcanmasına sebep olabilir.
  • İzlemeyi unutmayın. Simülasyonlarınızı bir izleme sistemiyle birlikte tasarlamanız sadece kullanıcılara yardım dokümanı değil, aynı zamanda size de programınızın ne kadar faydalı olduğu hakkında bilgi veren bir kaynak olabilir. Kullanıcının performansını izleyerek, onun nerede zorlandığını belirleyebilir ve eğitim planındaki hataları daha rahat düzeltebilirsiniz.
  • Sonuçları nasıl değerlendireceksiniz? Simülasyondaki her önemli noktayı not aldığınız sırada, bu adım başarıldığı zaman nasıl değerlendirileceğini de yazmayı unutmayın. Her adımda doğrunun ne olduğunu belirtmezsek, sonuçlar ileride çok karışık ve kompleks olabilir.
  • Uzman eğitimcilerle hazırlanmış içerikle öğretin. özellikle küçük ekiplerde bazen bir görev genişlemesi yaşanabilir, bazen programcılar içerik tasarımcılarının görevini üstlenirler. Ancak, bu kimseler programlama açısından yaptıkları işte bir profesyonel olsalar dahi, bir eğitmen ya da öğretmen değillerdir bu sebeple projelerin bu aşamasında bir öğretmene yer vermek daima faydalıdır.
  • Programcılarınıza grafik tasarım yaptırmayın ya da tam tersi. Çok küçük bir proje için bile olsa, programcılarınıza programlama ve tasarımcılarınıza da grafik tasarım dışında bir görev vermeyin. Tasarruf için her iki rolü üstlenen kimseleri projelerde bulundurmak genellikle amatör işlerin ortaya çıkmasına sebep olur. Fakat çözüm açık: doğru insanı doğru işe yönlendirin!
  • Küçük başlayın. İlk bir kaç simülasyon projenizde, iyi tanımlanmış ve anlaşılmış projeleri seçmeyi deneyin, bir bakıma “aşağıdaki meyveleri toplayın”. Eğer birden bire karmaşık bir projeyle işe başlarsanız, projenizin ilerleyen safhalarında kafanız karışabilir ve zor durumda kalabilirsiniz. Unutmayın, uygulamalarınıza böyle gelişmiş unsurlar katmak tecrübe isteyen bir karardır.
  • Yolunuzda adım adım ilerleyin. Projelerinizi adım adım gerçekleştirmeyi deneyin, son anda parçaları birleştirmek yerine her aşamada geliştirilen bölümü test ederek projenize ekleyin. Bu sayede gereksiz karmaşadan kurtulmuş olursunuz.
Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

23 Nisan 2014 Çarşamba

Online Üniversite

Günümüzde bilim üretme ve bilim adamı yetiştirme görevini üstlenen üniversiteler, değişen eğitim anlayışına hızlı bir biçimde uyum gösterme eğilimi içinde midirler? Bu eğilimde olsalar bile, özellikle devlet üniversitelerinde yeterli teknolojik, finansal alt yapı ve insan gücü mevcut mudur? Ya da bütün bunların da ötesinde, değişen eğitim anlayışına paralel olarak üniversitelerdeki anlayış da gerçekten değişmekte midir? Sosyal, siyasal pek çok farklı platformda ateşli tartışmalarda kendine hiç zorlanmadan yer bulabilen eğitim sistemi ve kurum işleyişleri neden bir türlü istenen düzeyde değildir? Yoksa tartışılanlar gerçekten tartışılması gerekenler değil midir?
Mevcut yüksek eğitim kurumlarına ilişkin olarak bunlara benzer sorular kolaylıkla artırılabilir. Konuşma ve tartışma aşamasında varolan durumu analiz ederek üniversite yapısını ortaya koymak, konuşmaktan ziyade eyleme geçmek adına tetikleyici bir başlangıç oluşturabilir. Klasik eğitim anlayışını temsil eden devlet üniversitelerin temel özellikleri aşağıdaki biçimde sıralanabilir:
  • Mekan bağımlı öğrenci ve öğretim üyeleri
  • Programları belirleyen, yüz yüze eğitim veren ve tam zamanlı öğretim elemanları
  • Merkezi kütüphane ve derslikler
  • Kar amacı gütmeyen finansal statü
Geleneksel üniversitelerde öğrenciler kampüste bulunan dersliklere gelerek üniversitenin tam zamanlı öğretim elemanlarından ders almakla yükümlüdürler. Kendi içinde farklı sosyal statülerde öğrencileri barındıran geleneksel üniversiteler diğer milletlerden öğrencilerle etkileşebilmek için de pek çok çeşitli burs olanakları sağlamaya çalışmaktadır. Amaç küresel bir öğrenim ortamı yaratmaktır. Fakat, bazı gelişmekte olan üniversiteler belirli coğrafi servis alanlarında, bulundukları bölgenin kültürel özelliklerine bağlı kalarak eğitim verdikleri için uluslararası öğrencileri yeteri kadar kendilerine çekemeyebilmektedirler. Bu da geleneksel üniversitelerin küresel üniversiteler olmasını engellemektedir.
Geleneksel üniversitelerin amacı bilimsel ve uygulamalı bilgilerin keşfedilmesini ve öğrenilmesini sağlamak ve bunun yanında çeşitli toplulukların kültürel etkileşimini ve eğitimini sağlamaktır. Yaşadığımız ortamdaki değişimin hızlanmasıyla pek çok üniversite bu dinamizmi yaratan yeni teknolojiler üzerine yoğunlaşmış ve varolan programlarını yeni araçlar kullanarak geliştirmek ve yeni uzaktan eğitim programları açmak için çeşitli çalışmalar başlatmıştır. Ancak destek olmaksızın köklü bir kurumu değiştirmek oldukça güç olabilmektedir.

Değişimin önemli sebeplerinden biri öğrenime olan talebin artmasıdır. Bu artışın arkasında geleneksel üniversite anlayışının hedef aldığı kitlenin genişlemesi vardır. Geleneksel üniversitelerin hitap ettiği öğrenci kitlesi kariyer yapmak ve uzmanlaşmak istedikleri alanlarda 18-22 yaş arası gençler olarak özetlenebilir. Oysa günümüzde hayat boyu öğrenme (Life-Long Learning) kavramı gittikçe yerleşmekte ve bu alanlardan da sürekli artan sayıda talep gelmektedir. Bu da üniversiteleri çalışan, iş hayatının içindeki öğrenci potansiyeline de hitap edebilmeye zorlamaktadır. Oluşan bu yeni pazarı değerlendirmek için, bu pazarın isteklerine göre programlar üretilmektedir. Çalışan kişilerin zaman ve mekan bağımsız programlara ilgi göstermesi son derece olağan bir gelişmedir. Bu tip bir baskı uzaktan eğitim anlayışının yerleşmesinde etkili olmaktadır. Günümüzde bu yöndeki eğilimin genellikle lisans düzeyindeki eğitimlerden çok yüksek lisans düzeyine doğru olduğu bir gerçektir.

Uzaktan eğitimde şu an gelinen son nokta Online (çevrim içi) web-tabanlı üniversitelerdir. Bu üniversiteler gelişen web teknolojileri ve bilgisayar konferans sistemleri sayesinde zaman, mekan ve uzaklıktan bağımsız bir şekilde öğrencilerin birlikte çalışmalarına olanak veren oluşumlardır. Eş zamanlı olmayan etkileşim üzerine kurulu bir sınıf ortamında öğrenciler ve öğretmenler dersi yürütebilmektedir. Yeni teknolojiler kullanılarak sadece erişimin artırılması değil aynı zamanda etkileşimin de artırılmasını sağlamak hedeflenmektedir. Bu üniversitelere önemli ve çarpıcı olarak verilebilecek örneklerden bazıları Avrupa'da Finlandiya'da 1970'te kurulan "Finnish Association for Distance Education", Afrika'da "Open University of Tanzania" Asya'da Kore'de yine 1972 de kurulan "National Open University" Avustralya'da "University of New England" olarak sıralanabilir. Bu alanda ABD’de en dikkat çeken oluşumlardan birisi de, güçlü üniversitelerden oluşan Internete dayalı uzaktan eğitim konsorsiyumlarıdır. Unext Cardean Internet Üniversitesi oluşumunda, Stanford, The University of Chicago, London School of Economics gibi üniversiteler bulunmaktadır.

Avrupa ve Amerika’da 1970’lerde başlayan değişim ve gelişimler ülkemizde de yakın geçmişte kaçınılmaz olarak kendini göstermeye başlamıştır. Özellikle finansal desteği yeterli pek çok özel üniversite eğitimde İnternet olanaklarını kullanmaya ve öğrencilere sunmaya başlamıştır.

Yüksek eğitim kurumlarının, şimdi belki de henüz sürecin başlangıcındayken, geçici teknolojik çözümlerle içi boş donanım yapıları yerine, teknolojinin kullanıldığı, nitelikli bilginin, nitelikli biçimde öğrenciye aktarıldığı, sağlam ve uzun ömürlü sistemler kurmak, zaten kurumun özünde var olan değişime uyum sağlamaktan çok değişimi ayakta tutmak sıfatını yeniden ortaya çıkarmalarını sağlayacaktır.

Elbette çözüm bulma umuduyla, yeni sorular, gelişim ve ilerleme adına sorulmaya devam edecektir.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

20 Mart 2014 Perşembe

Karma Eğitim

Güçlü bir eğitim stratejisi olan karma eğitim yönteminin iyi tasarlandığı takdirde, öğrenim gereksinimlerini karşılamada, daha çok katılımcıya ulaşmada ve hatta performansı artırmada yarattığı olumlu etki artık kabul edilen bir gerçek.

Karma Eğitimin Önemi

Karma eğitim yöntemi, mevcut eğitim bütçeleri içinde daha çok sayıda eğitimi, daha fazla çalışana, farklı mekânlarda ulaştırabilme ihtiyacından doğdu. Karma öğrenmenin tanımı da, sınıf içi eğitim ve e-öğrenmenin birleştirilmesinden; senkron/asenkron öğrenim modelleri içeren daha karmaşık programlara dönüştü. İçerik ne olursa olsun, asıl amaç; kişinin verilen konuyu iyice anlayabilmesi, kendi kendine yeterli hale gelebilmesi, iş performansının yükselmesi ve buna bağlı olarak iş hedeflerinin desteklenmesidir.
Karma öğrenme, birçok farklı informal öğrenme süreçlerini de desteklemektedir. Bu “süreç destekleme” özelliği, bazı işletmelerin çok önem verdiği bir alan haline gelmiştir. Ayrıca bu yöntem ile eğitimin geleneksel rolü, çalışanların günlük koşuşturmaları arasında sadece kendilerine has ihtiyaç duydukları bilgiye ve eğitime istedikleri anda ulaşmalarına yardımcı olacak araçlar geliştirerek oldukça zenginleşti. Çalışanlara seçim yapabilme esnekliği kazandırması da ayrı bir tercih nedeni olarak sayılabilir.

Karma Eğitimi Tanımlamak

Karma eğitim, en az dört farklı metodun bir araya getirilmesi ya da harmanlanmasıyla tanımlanabilir:

- Teknoloji tabanlı öğrenmenin harmanlanması (e-öğrenme, sanal sınıf vb.)
- Pedagojik yaklaşımların birleştirilmesi (davranışsal, bilişsel ve oluşturmacı)
- Eğitim teknolojilerinin harmanlanması (yüz yüze, internet, vb.)
- Eğitim teknolojileri ile günlük iş aktivitelerinin birleştirilmesi

Araştırmalara göre iş yerindeki öğrenmenin yüzde 70’i informal olarak yani kitap, makale okuma, iş arkadaşlarını izleme, molalardaki sohbetler yoluyla gerçekleşiyor. Sadece yüzde 30 öğrenme sınıf içi eğitimler, seminerler ya da planlı kurslarla elde edilmekte. Buna rağmen birçok kurum hala gücünü ve bütçesini formal eğitim aktivitelerine harcamaya devam ediyor. Hatta yatırımların büyük kısmı zaman-performans kıstasında formal öğrenmeye yapılıyor. Özet olarak bütçenin büyük kısmı yukarıdaki oranın %30’luk kısmına yatırılıyor diyebiliriz.

Oysa öğrenmenin büyük bölümü informal alanlarda gerçekleştiğine göre, karma öğrenmenin de bu alana daha fazla odaklanması akıllıca olur. Günümüzde bazı firmalar informal, iş başında gerçekleşen eğitimi desteklemek amacı ile sınıf içi eğitimi; e-öğrenme, mentorluk desteği, simülasyonlar, online kaynaklar ve sanal araçlar ile başarılı şekilde bir araya getiriyorlar. Bunun sonucunda firmalar öğrenme kaynaklarını etkinleştirirken, çalışanlar da kendilerine en uygun öğrenme stilini, zamanını ve öğrenmek istedikleri bilgiyi seçebiliyorlar. Bu durum çalışanlara öğrenme ile ilgili hem esneklik kazandırıyor hem de performanslarında artış gözlemleniyor.

Karma eğitim, tasarım açısından karmaşık bir yapıya sahiptir. Yoğun çalışan yöneticiler için karma eğitim yöntemi 10 dakikalık paketler halinde verilebilecek birkaç eğitim seçeneği sunabilir. Örnek verecek olursak, karma bir ders paketi; bir kitaptan bir bölüm, derste anlatılan bir konu ve üç dakikalık bir videodan oluşabilir. Eğitim alan çalışanlardan bazıları video veya kısa bir simülasyon izlemeyi tercih ederken, bir diğeri bir bölüm okumayı veya tam bir eğitim almayı tercih edebilir. Burada anahtar faktör insanın kendisidir, yani ihtimaller neredeyse sonsuzdur.

Ayrıca, karma eğitiminizin bir parçası olarak ofis dışında çalışan gruplar için mobil öğrenme seçenekleri sağlamayı da düşünebilirsiniz.

Senkron ve Asenkron Eğitim Modelleri

E-öğrenmenin çok hızlı büyümesi, kurumsal ve akademik yapılara eğitim konusunda yeni içerikler kazandırdı. Katılımcı merkezli eğitim metotları, geleneksel sınıf içi eğitimler ile teknoloji temelli öğrenimi dengeli bir şekilde bir araya getirdi. Bu dengenin kurumlar için gözle görülür performans artışları sağlayacak bir potansiyel taşıdığı açık.

Günümüzde, geleneksel ve yeni metotları karıştırarak senkron ve asenkron araçlar kullanan çağdaş eğitim ve öğrenim modellerine sahip olmak artık mümkün. Şimdi, bu metotların neler olduğuna birlikte bakalım:

Senkron modelde (gerçek zamanlı), geleneksel eğitim yaklaşımı e-eğitimleri de kapsar. Bu modelde eğitmen (ya da mentor) ve katılımcı bir araya gelirler. Genellikle her iki grup da aynı mekânda birbirleriyle etkileşerek deneyim paylaşımında bulunurlar. Internet yoluyla yapılan senkron eğitimler ayrıca katılımcı için aynı anda farklı yerde olabilme seçeneğini de sunar. Geleneksel sınıf eğitimlerinden ve laboratuvarlardan sıkılmış ve farklılık arayan katılımcılar için bu bir tercih nedenidir. Bu eğitim metodu geleneksel sınıf, sanal sınıf, canlı ürün uygulaması (laboratuvar), etkileşimli sohbetler ve mentorluk (koçluk) gibi faktörleri içinde barındırır.

Asenkron (farklı zamanlar) ise eğitimcinin (ya da bilgisayar tabanlı eğitim yazılımının) ve katılımcının farklı zamanlarda uygun olabildiği ve katılımcının istediği bilgiyi, istediği zaman ve yerde alabildiği yöntemlerdir. Bu metot içinde dokümanlar ve web sayfaları, web tabanlı eğitimler, değerlendirmeler, testler, araştırmalar, simülasyonlar, laboratuvarlar ve canlı kaydedilmiş etkinlikler yer alır. .

Özetlersek, karma eğitimler öğrenme sürecini destekler, maliyet avantajı sağlar ve çalışanların hayatlarına kolayca entegre edilebilir. Ama tüm öğrenme ihtiyaçlarını karşılayabilecek “mükemmel karma” diye bir formül yoktur. Farklı metodolojilerle oluşturulan eğitim programları başarıyı garantilemez. En doğru karma eğitimler, firmanızın ve katılımcılarınızın yapısına ve öğrenme ihtiyaçlarına uygun olarak tasarlanmış eğitimlerdir.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

3 Şubat 2014 Pazartesi

e-Öğretmen

2010 yılından sonra "çevrimiçi eğitmen" sayısı artmakla kalmayıp bu artış oranı da yükselen bir grafik çizmiştir. Pek çok firma internet, uydu veya video destekli çeşitli eğitmen eğitimi programları ile bu konuda çalışmak isteyenlere destek vermeye başlamışlardır. Bu şekilde bir uygulama klasik anlamda düşündüğümüz öğretmen kimliğini, ders veren bir kimse olmaktan alıp hızla büyüyen bir hizmet sektöründe öğrencilere destek veren bir role dönüştürmüştür. Bu değişimi yakalamak ve değişmek isteyen eğitmenler de bunu gerçekleştirmek için gereken yardımı kolaylıkla bu programlar sayesinde bulmuşlardır.

e-öğrenme ile ilgilenecek bir eğitmenin vereceği ilk karar bu büyük adıma hazır olup olmadığı olduğundan bu konu hakkında biraz düşünelim. Bu pozisyonda görev alacak öğretmenlerin ne düşündükleri hakkında fikir sahibi olmak önemlidir. Eğer aday eğitmenlerin içindeki yeni öğrenme modeline yönelik olumsuz düşüncelerin yok edileceği ve eğitmenlerin bu yeni sistemdeki etkinliklerinin arttırılacağı bir toplantı oluşturacaksanız, bu toplantıya katılacak kişilerin sayısını arttırmalısınız.

Her eğitmenin kendine göre belli nedenleri olsa bile, temel olarak eğitmenler bu görevden aşağıdaki sebepler yüzünden kaçınmaktalar:
  • Çevrimiçi eğitimlerin, yüz yüze eğitimler kadar faydalı olamayacağı şüphesi. (ipucu): Başarılı e-öğrenme uygulamalarının yer aldığı bir liste ve bu konuda gerçekleşmiş başarılar hakkında geniş bir doküman hazırlayın.
  • Teknolojiyi kullanamama ve etkisiz görünme korkusu. (ipucu): Kullanacağınız teknolojiyi belirleyin, eğitmenlere bunlardan nasıl yararlanacaklarını anlatın ve onlara uygulama yapacak, adapte olacak kadar zaman tanıyın.
  • Eğitmenlerin görüşebileceği eğitimler hazırlayın. (ipucu): Öğretmenlerinizi e-öğrenme sürecine hazırlayacak bir takım eğitmeni bulundurun bazen bir eğitim danışmanı da gerekebileceğini unutmayın.
  • Kontrol ve hakimiyet eksikliği. (ipucu): Eğitmenlerinize e-öğrenmenin öğrencileri başarıya götürmenin amaç olduğu bir takım oyunu olduğunu anlatmaya çalışın. Öğretmenlerin, eğitim tasarımcısının, web tasarımcısının ve ağ uzmanının bu sistemin çekirdeğini güçlü tutmaya çalışan birer takım elemanı olduğunu belirterek öğrencilerin eğitimlerden alacağı başarıların herkes için önemli olduğunu anlatın.
  • İşlerini kaybetme korkusu. (ipucu): Eğitmen adaylarınıza, bu yeni öğrenci merkezli eğitim sisteminde öğretmenlerin yeni rolünü anlatan detaylı bir rapor verin. Eğitim vermek dışında sistemi desteklemek, yönetmek, koordine etmek ve öğrencileri desteklemek gibi yeni rolleri olduğunu anlatarak adaylarınızı bilinçlendirin.
Eğitmenlerin önyargıları ve kuşkuları ortadan kaldırılmalı. Kararlarını ön yargıları ile değil gerçekleri göz önünde bulundurarak vermeleri öğütlenmeli. Eğitim planınızı hazırlarken insanların e-öğrenme hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini göz önünde bulundurmalısınız. Bundan sonra seçimin ikinci aşamasına yoğunlaşabilirsiniz ...

e-Öğretmen Seçmek
Hazırlık eğitimleri sırasında pek çok göz sizi izliyor olur. Vereceğiniz ilk eğitim onların fikrini değiştirmekte büyük rol oynar bu yüzden 'ilk olan' başarılı olmalıdır. İyi bir sonuç, konu hakkındaki şüphelerin ortadan kalkmasını sağlayacaktır fakat olumsuz bir durumda "ben size dememiş miydim?" sözünün ortaya atılması fikirlerin değişmesini yavaşlatacaktır.

Şimdi hazırsanız e-öğretmen olarak ne aradığımıza bakalım:

e-Öğrenme hakkındaki istek. e-Öğrenme konusunda istek duyan bu tip kimselerle işe başlamak her zaman daha iyidir. Siz eğitime devam ederken diğerlerini de bu sayede kazanabilirsiniz. Eğer daha önce bu yönde tecrübesi olan ya da e-öğrenme konusunda istekli biri varsa, bunları listenin en başına yazın. Bu eğitmenlerden ileride danışman olarak da faydalanabilirsiniz.

Mükemmel çevrimiçi eğitmenler. Çevirim içi hazırlık eğitimlerinde elde edilecek başarı, bu adayların kendi eğitimleri sırasında da başarılı olacağını gösterir.

Öğrenci merkezli eğitimi savunanlar ve buna katkıda bulunmak isteyenler. Çok fazla öğretmen merkezli eğitimi savunan adaylar sizin için şüphesiz iyi birer eğitmen olamazlar.

Her duruma çabuk uyum. Yeni teknolojileri öğrenmek için farklı durumlara ayak uydurabilmek önemli bir özelliktir. Aynı zamanda bu özellik, teknolojinin çöktüğü veya yetersiz kaldığı ve yedek planın uygulamaya başlanacağı anlarda da çok işe yarar.

Anlama kabiliyeti. e-öğretmenler, takımla birlikte çalışırlar ve ekip içerisinde herkesin tek tek ne yaptığını kontrol edemezler. Öğretmenler e-öğrenme programları için ve öğrencilerin ihtiyaçlarına uygun dersler hazırlanması için çok önemlidirler. Diğer ekip elemanları da sistemin yaşayabilmesi için önemlidir. Bu sebeple, öğretmenler ekipten gelecek önerileri kolaylıkla anlayabilme özelliğine sahip olmalıdır.

Eğlence anlayışı. Eğlencenin etkili kullanımı öğrencilerin bu yeni ve kendi başlarına bırakıldıkları eğitim sistemine göre aldıkları dersler sırasında eğlenerek ve sıkılmadan öğrenmelerini sağlar ve bu öğrencilerin derse tekrar gelmelerini ve dersi yarıda bırakmamalarını sağlar. Baskıcı eğitim anlayışı burada artık demode olmuştur.

Yeni teknolojiyi öğrenme konusundaki istek. Etkili bir uzaktan eğitim öğretmeni gerekli ekipmanın nasıl kullanacağı konusunda bilgi sahibi olmalıdır. Yazılım ve donanım nasıl kullanılır? Bunlar yardımıyla eğitime nasıl destek verilir? Gibi soruların cevabını biliyor olmalıdır.

Etkileşim yaratma konusundaki istek. Etkileşim öğrencilerin eğitimleri için önemli ve gerçek hayatı derslere yansıtmak konusunda da etkili bir yöntemdir.

Konular hakkındaki bilgi düzeyi. etkili öğrenme için eğitmenin o konuya hakim olması da çok önemlidir aynı durum yeni eğitim sisteminde de geçerliliğini daha da güçlü bir şekilde sürdürmektedir. E-Öğrenme de yer alaca eğitmenler konuya hakim olmalılar ve konuyu öğrencilerine onları sıkmadan nasıl aktaracaklarını da çok iyi belirlemeliler.

e-Öğretmenlerin Eğitimi
Adaylarınızı belirledikten sonra, geriye onların başarılı olmaları için yardım etmeniz kalıyor. Bu aşama eğitimlerde hangi teknolojinin kullanılacağına göre farklılıklar gösterebilir. Bu sayede öğretmenlere o teknolojiyi kullanıp ders vermeden önce kendilerine aynı yöntemle ders aldırarak bir öğrencilik tecrübesi yaşatın. Onlara nasıl ders vermek istediklerini sorun ve aynı yöntemle bir eğitime tabii tutun ki anlasınlar bakalım e-öğrenci olmak nasılmış. Eğitmenler pratiğe ve işleri hakkında iyi bir ön fikre ihtiyaç duyarlar.
  • Farklı teknolojilerin eğitim için avantaj ve dezavantajları
  • Dersler için uygun konuları seçmek
  • Dersleri CD-ROM, internet, video gibi ortamlara aktarabilmek
  • 10 - 15 dakikalık periyotlar hazırlayabilmek
  • Etkili görsel ihtiyaçları belirleyebilmek
  • Site için uygun materyaller hazırlayabilmek
  • Sınav hazırlayabilmek
  • Seçilmiş teknolojilerle uygun dersi sunabilmek
  • Teknolojini çalışmadığı anlarda ne yapılacağına dair acil durum planı bulundurmak
  • Öğrencilere eğitimleri öncesi, sırasında ve sonunda gerekli desteği sağlamak
  • Tüm uygulama ve ekipmanı kullanabilmek
e-öğrenme projeleriniz için uygulayacağınız bir seçim ve eğitim prosedürü vereceğiniz eğitimin başarılı olmasını ve o eğitimde kullandığınız teknolojinin etkili kullanılacağını garanti eder.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

18 Ocak 2014 Cumartesi

Uzaktan Eğitimde İçerik Tasarımı

Teorilerle niçin canınızı sıkıyorsunuz?
Öğrenme teoremleri alanında güçlü bir temele sahip olmak, içerik tasarımı hazırlayan uzmanların en avantajlı yönleri olabilir çünkü bu birikim içerik tasarımlarının her yönüne yayılır. Öğrencilere ve duruma bağlı olarak farklı öğrenme teoremleri uygulanabilir. İçerik Tasarımcısı, teoremlerin içerik tasarım stratejilerindeki kullanımından en iyi faydayı almak için teoremlerin güçlü ve zayıf yanlarını bilmelidir. Bu teoremler içerisindeki planlar, acemi tasarımcılar için bulunmaz değere sahiptir. Teoriler diğer olasılıklara karşı gözümüzü açtığı gibi dünyaya diğer açılardan bakmamızı da sağlar. İster gerçekleştirin ister gerçekleştirmeyin, en iyi tasarım kararları öğrenme teoremlerini temel alırlar.

İçerik tasarım Teorilerine Derleyici Bir Yaklaşım
İçerik tasarımın görevi başlı başına bir teorem olmaktan çok eğitimsel bir teoremin uygulaması olmaktır. İçerik tasarımcılığını, önemli bir teorem olan okul-gerçek dünya teoremine bağlamayı deneyin. Okulda öğrendiğimiz herşey dış dünyaya uymaz. Pragmatik açıdan, içerik tasarımcısı hangi yöntemin çalışacağını bulmalıdır ve o yöntemi kullanmalıdır.

Hangi Teori İşe Yarar ve Bunu Nasıl Kullanabiliriz?
Davranışçılık, kavramcılık ve yapısalcılık - hangi yöntem nerede çalışır ve içerik tasarımına olan yaklaşımımızda bir odak oluşturmamız için bunları nasıl bir araya getirebiliriz? Öncelikle, sistem yaklaşımlarını terketmemiz gerekmez fakat bunlar üzerinde yapısal değerlerimizi oluşturmak üzere oynayabiliriz, hangi yaklaşımının daha uygun olduğunu bulmak için, öğrenme ortamında olacaklara izin vermek zorundayız. Bazı öğrenme problemlerinin, disiplinli bir ortam gerektirdiğini; bazılarının ise öğrenci merkezli bir yaklaşım gerektirdiğini unutmamak lazım.

Jonnassen, "Yüksek Eğitimde Yapısalcılık Manifestosu" adlı eserinde aşağıdaki eğitim tiplerini tanımladı ve kendi açısından hangi teorinin uygun olduğunu açıkladı:
1. Acemilik Seviyesi - Öğrenciler çok kısıtlı ya da yetersiz düzeyde bilgiye sahiptirler. Bilgiyi birleştirme ve birbirlerine bağlama konusunda en azından temel seviyede bulunurlar. Bu aşamada klasik içerik tasarımı oldukça uygundur çünkü önceden belirli bir düzendedir. Öğrenci daha ilerideki gelişmeleri için bazı temelleri bu aşamada atar. 
2. İleri Seviye - temel eğitimin ardından ve uzmanlık eğitiminden önce gelen aşamadır. Bu adımda, yapısalcı yaklaşımla tanışılır.
3. Uzmanlık Seviyesi - Bilgilenmenin son seviyesidir. Bu aşamada öğrenci zekice kararlar verebilecek düzeydedir. Yapısalcılık bu adımda oldukça iyi çalışmaya başlar.
Öğrenmenin farklı seviyelerini işaret ederek, Jonnassen bir metot belirlemeden önce bilgi içeriğinin önemli olduğunu dile getiriyor. Reigeluth'un Detaylandırma Teorisi - bu yaklaşım, bilginin organize edilerek karmaşıklığın düzene sokulduğunu savunur ve ön koşullu öğrenmeden öğrenci kontrolündeki öğrenme modeline doğru hareket ettiğini ortaya koymaya çalışır. - derleyici yaklaşım içinde çalışabilir. Davranışçılık, kavramcılık ve yapısalcılığı karşılaştırdıktan sonra, Ertmer ve Newby temel seviyedeki bir öğrenci için kullanılacak tasarımın daha ileri seviyedeki bir öğrenci için kullanılamayacağını ileri sürdüler. Tek bir öğrenme teoremini savunmadılar fakat eğitimsel stratejilerin öğrencilerin seviyelerine göre düzenlenmeleri gerektiğini düşündüler. 
Yüksek seviyede işlem gerektiren görevler (örneğin; sezgisel problem çözme, kavramsal stratejilerin kişisel seçimi ve denetimi), sık sık yapıcı bakış açısı, yerleşik öğrenme, kuramsal çıraklık ve sosyal görüşler ile geliştirilen stratejiler ile öğrenilmişlerdir.

Ertmer ve Newby bu stratejilerin farklı öğrenme teorilerinin üst üste gelmesiyle oluştuğunu savunurlar. Onlara göre, bu stratejiler öğrenme modeline farklı açılardan yaklaşırlar.
Bu teoriler ve teorisel stratejiler, öğrencilerin görev bilincini tamamlayabilir ve tasarımcılara farklı öğrenme teorilerindeki uygulamaları en iyi şekilde kullanma şansı tanır. Bu yaklaşımla, içerik tasarımcıları farklı öğrenme durumlarıyla karşılaşmaları halinde çok sayıda eğitim stratejisi belirleyebilirler.

Kaynak: Online Kariyer Okulu ( www.onlinekariyerokulu.com )

9 Ocak 2014 Perşembe

Online eğitimde içerik seçimi

Web tabanlı eğitimleri, sanal konferans, sohbet odaları, tartışma grupları ve yeni medyayı düşünün. Bu araçlardan hangisini ve ne zaman kullanacağınıza karar vermek için, bilindik bir başlangıç yapın: “Öğrenme amaçlarınızı” düşünün. Eğitim sürecinizden ne düzeyde bir gelişme beklediğinizi ve başarıyı nasıl ölçeceğinizi de yapacağınız düşünce egzersizine dahil etmeyi unutmayın. Hedeflerinizi gerçekleştirmenizde size yardımcı olacak araçları belirleyin. Eğer performans değerlendirmesi yapamıyorsanız, muhtemelen seçtiğiniz yöntemde yanlış bir şeyler vardır.

İçerik ve içeriğin sunumu için uygulayabileceğiniz bir çok yöntem vardır. Fakat bir tasarımcı olarak siz, sadece temel içerik tasarım prensiplerini hatırlamalı ve kullanabileceğiniz uzaktan eğitim araçlarını, uzaktan eğitim sunum yöntemleri listenize eklemelisiniz.

Örneğin, öğrencilere gündelik hayata dair bir bilgi veriyor ve ardından onların bilgilerini sınamak istiyorsanız, bir çevrimiçi test uygulayabilirsiniz. İçerik, kendi kendine öğrenme yöntemiyle ve web tabanlı derslerle yayınlanabilir. Diğer taraftan, eğer öğrenciler farklı alanlardan gelen bilgilerin bir sentezine ihtiyaç duyarlarsa, web konferans yöntemi gibi iletişimi daha güçlü bir yöntem buna daha uygun olabilir.

Hedefleriniz basit bilgiden daha karmaşık yetenekler gerektiren adımlara doğru ilerlerken, sizin de öğrencilerinizin de bu yetenek transferini gerçekleştirebileceğiniz bir araç seçmelisiniz. Bazı durumlarda ölçme ve değerlendirmenin ve hatta eğitimin yüz yüze yapılması gerekebilir ya da simülasyonlar sizin için en uygun çözüm olabilir, bu sizin organizasyonunuz için beklenmeyen bir problem de olabilir. Bu gibi durumlar ortaya çıktığında; eğitimi, uygun olmayan, diğer bir deyişle ikincil olarak bile kullanmayacağınız araçlarla vermeyi sakın denemeyin. Öğrencilerin ve sizin zamanınız boşa harcanmış olur.

Karar sürecinde kullanıcı profilini göz önüne almak çok önemlidir. Aksi halde bir kurumda işe yarayan bir yöntem diğer bir kurumda işe yaramayabilir. Kullanıcı profilini edinmek için projeye başlarken, aşağıdaki soruları sormaktan çekinmeyin:
  • Ne kadar öğrenci var?
  • Nerede ikamet ediyorlar?
  • Bilgisayar kullanma becerileri nedir?
  • Anlatılacak konulara yabancılar mı?
  • Internet ya da yerel ağ bağlantılarına ofislerinden erişebiliyorlar mı?
  • Verilecek eğitimler sırasında ne gibi kültürel sınırlamalarla karşılaşabilirsiniz?
Bu sorulara vereceğiniz cevapları seçim yaparken kullanabilirsiniz. İnsanın doğası gereği, özellikle çalışırken çeşitli sebeplerden dolayı dikkati çok kolay dağılır. Bu nedenle eğitim içeriği öğrenci için anlaşılır olmalıdır. Eğer eğitim senaryolaştırılmamışsa yani öğrenci eğitim konularını kendi isteğine göre takip ediyorsa, öğrencinin dikkatini kaybetmemesini sağlamak çok daha zor olacaktır. Bu nedenle senkron ve asenkron aktiviteler için motivasyon, ilgi çekme ve takip etme konularında yardımcı öğeler göz önünde bulundurulmalıdır.

Şimdi, kendinizi öğrencilerin yerine koyun. e-learning'in bir büyük avantajı, eğer altyapınız da bunu destekliyorsa, zamanında direktifli öğrenmedir. İdeal olarak, bir kimse istediği bilgiye ihtiyaç duyduğu anda erişebilmelidir. Eğer içeriği amaçlarınız doğrultusunda düşünecek olursanız, bilgiyi amaçlarınıza uygun şekilde küçük parçalara bölün. Bu parçaların kendi başlarına bir bütün olmalarını, ancak birbirleri ile de bağlantılı olmalarına dikkat edin. Öğrencilerin tüm derslere katılmalarını sağlamak ve dersleri yayınladığınız zaman da bir etkinlik sağlamak için bu parçalardan bazılarını bir arada tutabilirsiniz, fakat bu daha çok bir ambalajlama kararıdır.

Gerçek şu ki, bu iş için sihirli bir formül yok. Yayınlama konusunda bir seçim yaparken, tasarımcı amaçlar, altyapı, bütçe, öğrencilerin karakterleri ve verilen zaman konusunda düşünmeli ve her yaklaşımda tuzaklar konusunda dikkatli olmalıdır. İçeriği sunmada unutulmaması gereken önemli bir nokta da temel içerik tasarım kurallarıdır. Örneğin, bir aracı nasıl kullanacağını öğrenen bir insan, bunu başarmak için pratiğe de ihtiyaç duyar. Böyle bir durumda doğru içerik ve doğru öğrenme araçlarını bir araya getiren bir metot izleyebilirsiniz.

İkinci büyük tuzak ise e-learning'in anlamını tam olarak anlamamaktır. İçerik tasarımcıları da sınıf öğretmenleri gibi e-learning'de kullanılan araçlar ve eğitim ortamı hakkında bilgi sahibi olmalılar. Eğer bilgi sahibi değillerse, ne projelerini bitirmek için doğru tercihleri yapabilirler ne de müşterilerine bu konuda doyurucu bir bilgi verebilirler. e-learning'i sadece ben yaptım demek için uygulamak organizasyon içerisindeki ihtiyaç ve performans hedefleri ile asla örtüşmez.

Bu bizi, kullandığımız e-learning araçları sayesinde içeriğin etkili olarak iletilip iletilmediğini nasıl anlamamız gerektiği sorusuna getirir. Tüm geleneksel ölçme-değerlendirme metotları burada işe yarayabilir. Uygulanan programın öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığını kesin olarak öğrenmek için klasik ölçme değerlendirme metotlarını kullanmak hala önemlidir. Yapacağınız plana bir kullanılırlık testi ekleyin, özellikle denenmemiş yöntem ve taslaklar hakkında.

Amaç öğrencilerin başarabileceklerini kesin olarak sağlamaktır fakat hiç kimse azap içinde bir gelişim istemez.

Onun için yaratıcı olun ve yeni yaklaşımları uygulama konusunda katı olmayın. Hiç kimse e-learning içerik seçimi ve yayınlanması hakkında kesin doğrulara sahip değildir. Bu yüzden ihtiyaçları, beklentileri, verilen zamanı ve ayrılan bütçeyi göz önünde bulundurarak duruma uygun yeni bir plan hazırlamanız gerekmektedir. Bunu gerçekleştirirken, temel e-learning prensiplerinden ayrılmayın ve sonucunda e-learning’in gücünün keyfini çıkarın!

3 Ocak 2014 Cuma

Uzaktan Eğitimde Ekran Tasarımı

Kullanıcılar genelde yeni yapılan bir görsel çağrışımı veya bir görsel tasarım fikrini çabucak öğrenebilirler, fakat tutarlı olarak gördükleri tasarım konusunda bazı beklentileri de olabilir.

Yaşadığımız çevre içinde hemen her gün bazı tahminlerimiz ya da beklentilerimiz olur. Bir binanın içinde pek çok kapının olduğu bir koridordan geçtiğinizi hayal edin mesela. Birinci kapının önüne geldiğinizde, kapının iterek mi yoksa çekerek mi açılacağını açıkça belirtilmemişse bilemezsiniz. Kapının kolundan tutarak önce itersiniz, baktınız kapı açılmadı bu sefer de çekerek açmayı denersiniz. İkinci kapının önüne geldiğiniz de ise ilk kapıyı hatırlar ve bu kapıyla tıpatıp bir benzerlik içinde olduğunu düşünerek bu kapıyı da çekerek açar ve yolunuza devam edersiniz.

Kapılara her yaklaştığınızda geliştirdiğiniz şu düşünce modelini kullanırsınız: “Aynı en, boy ve renkteki kapılar aynı şekilde açılıyor olmalı yani kapıları kendime çekerek açmalıyım.” Bu kapılardan oluşan ara yüz sizin beklentilerinizin dışında bir sistemde açılmaya çalışırsa, sizi yavaşlatan bir problem ortaya çıkmış olur ve bundan rahatsız olursunuz.

Eğitimleriniz sırasında kullanacağınız programlarınızı da siz ve öğrenciler arasındaki bir kapı gibi düşünebilirsiniz. Erişim ve kullanım kolaylığı için bu programlarda tutarlı bir yapı izlemek ve sistemli davranışlar geliştirmek çok önemlidir.

Mantıklı ve Anlaşılır Ekran Yerleşimleri Kullanın; Başarılı bir ara yüz tasarımı, kullanılacak nesnelerin ekran üzerinde mantıklı şekilde yerleşimleri sayesinde yaratılır. Ekran yerleşim planının dört temel prensibi vardır:
    1. Ekrandaki nesneleri mantıklı bir şekilde bir arada tutun.
    2. Butonları kullanıcının kolaylıkla bulabileceği bir yere koyun.
    3. Butonlara anlaşılır grafikler ve (veya) etiketler yerleştirin.
    4. Butonlarınızı, onlara vereceğiniz görevlere ya da kullanım sıklıklarına göre gruplandırın.
Yazı sisteminden kaynaklanabilecek bir alışkanlıkla, genelde batılı kullanıcıların ekranı Z şeklinde taradıkları bilinmektedir. Ekranın üst bölgesi lokalizasyon bilgilerini ve kaçırılmaması gereken en önemli bilgileri içermelidir. Bu bilgiler, kullanıcıya bulundukları yerin neresi olduğunu anlatan ve o anki ekranın ne olduğunu anlatan bir bilgilendirmeyle devam etmeli. Eğitimsel içerik ekranın ortasında belirgin bir şekilde konumlandırılmalı ve ekranın altında da bir gezinim (navigasyon) menusu bulunmalıdır. Eğitim programlarının çoğu sol tarafta aşağıya doğru uzanan gezinim menulerini kullanırlar. Bunun nedeni metinlerin ekranımızda aşağıya doğru uzanmalarıdır. Yatay şekilde kullanılacak menuler çoğu durumda kullanışsız olmaktadırlar. Butonlara anlaşılır etiketler verilmeli, bu kullanılacak sembol ve metin için de geçerli bir kuraldır. Genel menu kurallarını şöyle sıralayabiliriz:
    a. Ana menuye erişimi sağlayacak kısma “Menu” demeniz daha anlaşılır olacaktır.
    b. Kullanıcıya program hakkında bilgi vereceğiniz ve rehberlik edeceğiniz bölümü “Yardım” diye etiketlemeniz Panik, İpucu ya da İmdat gibi etiketlerden daha faydalı olacaktır.
    c. Programdan çıkmak için “Çıkış” demek, Durdur, Bitir demekten daha anlaşılır olacaktır.
    d. Kullanıcılara sunumu neresinde olduklarını bilgilendirmek için 17/45 gibi bir yapı kullanmalısınız, 17. sayfa gibi bir bilgi pek açıklayıcı olmayacaktır.
Görsel İpuçları Konusunda Tutarlı Olun; Butonların belirlenmesi yapacağınız tasarım konusunda oldukça önemli bir aşamadır. Oluşturacağınız menuye vereceğiniz her farklı şekil kullanıcılara yeni bir ortamda oldukları hissini verir. Bu sebeple butonlarınızın görünümüyle fazla oynamayın ve buton vasfı olmayacak yerlere aynı grafikleri koymayın. Kullanıcıya sayfadaki objenin belirli bir etkileşime sahip olduğunu göstermenin en kolay yolu 3 boyutlu buton kullanmaktır. Diğer ipuçları ise buton üstüne gelindiğinde görünümün değişmesi veya kursorün şeklinin değişmesidir. Varsayılan durumda mouse imleci bir oktur fakat bir buton üstüne geldiğinde okun el halini alması bu objenin etkileşimli olduğunu gösterir. Bu yöntem oldukça faydalıdır ancak ekleyeceğiniz her buton bu davranışa sahip olmalıdır. Bu davranışa sahip olmayan bir buton bile kullanıcının kafasının karışmasına sebep olur.

Anlaşılır Mesajlar Kullanın ve Medya Seçiminizde Tutarlı Olun
Sunulacak her tür bilgi için açıklayıcı ve anlaşılır olmak etkilidir. Yanlış yönlendirebilecek, detaydan yoksun ve ağır bir dil kullanılan mesajlar genelde anlaşılmaz ve sorunlara neden olabilirler. Bazı tasarımcılar, yetişkin öğrencilerin hatalı oldukları söylenmesi durumunda heveslerinin kırıldığını ve programa devam etmek istemediklerini düşünseler de aslında yetişkinler dürüst olmaktan ve kesin bir geri bildirim almaktan mutlu olmaktadırlar. Kullandığınız medya konusunda tutarlı olmakta bir diğer önemli ayrıntıdır. Bir sunumu ses dosyaları yardımıyla gerçekleştirecekseniz her sahnede bunu kullanmalısınız. Sahnenin birinde kullanıcıya metin tabanlı bir sahne sunarsanız kullanıcı dakikalarca sesin başlamasını bekleyebilir ve bu tutarsızlık sayesinde sıkılabilir.

Menulerin Çalışması Tahmin Edildiği Gibi Olmalı
Menuler hazırlayacağınız programın anahtar öğeleridir. Bilgiyi organize etmenize ve erişmenize yarar ve bu sebeple menuleri hazırlarken biraz daha fazla özen göstermeniz gerekmektedir. Mantıklı bir dizilimin ve alt alta iki menuden fazla dallanma yapmamanın yanı sıra menulerin etkileşimi tüm program içinde tutarlı olmak zorundadır. Kullanıcılar, menüye tıkladıkları zaman aynı davranışla karşılaşmalıdırlar. Ana menuye tıkladıktan sonra alt menulere yönlenebilirsiniz ya da sunum başlayabilir ancak bu iki aynı işlemi aynı tip butonlar ile yapmayın. Örneğin, Modul-1’e tıkladığınız zaman bir alt menü çalışırken, Modul-2’ye tıkladığınızda sunum birden başlıyorsa, bu öğrencilerin kafasını karıştırır.