29 Nisan 2013 Pazartesi

E-Öğrenme, Sosyal Öğrenme Topluluklarıyla Zenginleşiyor!

“Sosyal Öğrenme” tam olarak, hayatımız boyunca bizi iletişim kurmaya ve öğrenmeye iten duygular üzerine kurulmuş bir kavramdır.

Hepimiz, doğduğumuz andan itibaren içgüdülerimizin yönetimindeki gözlem yeteneğimizi kullanmaya başladık. Yaptığımız ilk resimleri bitirir bitirmez çevremizdekilerle paylaşmak istedik. Sorgulamaisteğimizmerak duygumuz ve sosyalleşme ihtiyacımız, bizi hayatımız boyunca çevreyle iletişim halinde tuttu. Duygularımız ve ihtiyaçlarımızın bizi yönlendirdiği etkileşim süreçlerinde, kendimizi sürekli yeni bir şeyler öğrenirken bulduk. İşte, “Sosyal Öğrenme” tam olarak, hayatımız boyunca bizi iletişim kurmaya ve öğrenmeye iten bu duygular üzerine kurulmuş bir kavramdır. Paylaşımın ve etkileşimin esas alındığı internet dünyasında, çevrim içi sosyal öğrenme ortamları, hem temel insan içgüdülerinin hem de günümüz trend alışkanlıklarının avantajlarından faydalanarak verimli öğrenim için eşsiz bir fırsat doğuruyor. Çevrim içi sosyal öğrenme ortamları oluşturabilen kurum ve çalışanlar, bu fırsatı değerlendirerek bir adım öne geçmekte.

Sosyal Öğrenme Toplulukları Nedir?

Günümüzde, yaygın ve kolay internet kullanımı ile bilgiye her an, her yerden ulaşma isteğinin buluşması sonucunda, klasik öğrenme yöntemleri de geri planda kaldı. Öğrenme ihtiyacı duyan ve sürekli öğrenerek gelişim içinde olmak isteyen, etkileşimi seven Y kuşağının da baskısını artırmasıyla, çevrim içi sosyal öğrenme toplulukları var olmaya başladı. 

Ülkemizde, ilk filizlenmelerini forumlar ile gördüğümüz sosyal öğrenme topluluklarında insanlar, ortak ilgi alanlarında bir araya gelerek hızlı bir bilgi paylaşımına girdi. Bunların, klasik öğrenme topluluklarından farkı, aynı yaş gruplarında ve aynı ihtiyaçlar doğrultusundaki insanların bir araya gelmiş olmasıydı. Öğreticiler, aynı zamanda da birer öğrenendi. Sosyal mecraların trend haline gelmesiyle, sosyal öğrenme topluluklarının sayısında da artış görüldü. Toplumsal etkileşimin olumlu etkilerinin giderek gün yüzüne çıkması ve bunların bilimsel araştırmalarla da desteklenmesiyle; bu değişimi erkenden gören kurumlar, çalışanlarını sosyal öğrenmeyle de beslemeye başladı. Sosyal öğrenme topluluklarının bilinçli bir şekilde yapılandırılması ise; sosyal öğrenmenin, çevrim içi öğrenme alanlarına entegrasyonu ile sağlandı. Artık çeşitli multimedya ile zenginleştirilmiş e-öğrenme ortamlarına eklenen sosyal özellikler ile öğrenenler, yani sistemin kullanıcıları, bilgiyi aldıktan sonra bir araya gelerek yorumlama, tartışma, düşüncelerini sınama ve farklı görüş açılarını değerlendirme fırsatı bulabiliyorlar. Tüm bunlar yapılırken, bir yandan da sosyal gereksinimleri karşılanmış oluyor.

Çevrimiçi Sosyal Öğrenme Toplulukları Nasıl Oluşur - Oluşturulur?

Sosyal öğrenmenin temel prensibi olan, modelleri gözlemleyerek öğrenme, çevrim içi sosyal topluluklarda da lokomotif niteliğindedir. Buradan hareketle, bu topluluklarda daha üst düzey bilgiye sahip olan öğrenenler, kullanıcıları yönlendirmekte ve topluluğun aktif kalmasını sağlamakta, bir anlamda topluluğa öncülük etmektedirler. Ayrıca, çevrim içi öğrenme topluluklarını oluştururken unutulmaması gereken noktalar şunlardır:

İletişim ve yönlendirme
: Öğrenenler, istedikleri zaman öğrenme ortamlarına ve topluluğa ulaşabilmeli ve kendi ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirilmelidirler.

Etkileşimi yönlendirmek:
Öğrenmeyle birlikte etkileşim sağlandıktan sonra, devreye bir öğretenin girmemesi ve sadece gerekli dönüm noktalarında onları yönlendirmesi gerekir. Müdahale, öğrenen odaklı bu ortamda, öğrenenler arasındaki etkileşimlerin azalmasına sebep olabilir.

Açık etkileşim:
Kişilerin ortamdaki eğitim, etkileşim, mesajlaşma gibi hareketleri herkes tarafından izlenebilir olmalıdır.

Etkileşim alanları:
Öğrenen kişiler, ilgileri doğrultusunda paylaşımda bulunabilecekleri alanları da sosyal öğrenme ortamı içinde bulabilmelidir. Bu sayede, bilgiyi almadığı zamanlarda da ortamdan uzaklaşmayacak ve böylece topluluğun bir parçası olma hissini pekiştirecektir.

Kullanılabilirlik:
Ortamın eğitsel ve görsel tasarımı yapılırken, kullanılabilirliği ve alışılagelmiş kullanım alışkanlıkları doğrultusunda olmasına dikkat edilmelidir. Aksi takdirde, karmaşık olan sistemlerin kullanımı için çaba harcayan öğrenenlerin etkileşimde bulunmaları güç hale gelir ve bu da sosyal ortamın oluşmasına engel olur.

Sistemin desteklenmesi:
Sistem içerisinde, öğrenenlerin ihtiyaç duyabilecekleri kaynaklar ve etkileşim ortamları yeterli düzeyde sağlanmalıdır. Örneğin, bir öğrenen, sistemdeki diğer bir öğrenene bir doküman aktarmak istediğinde, aynı sistem içinden aktarabiliyor olmalıdır veya konuyla ilgili daha fazla araştırma yapmak istediğinde, ilgili eğitimi ya da ek materyalleri sistem içinde bulabiliyor olmalıdır.

Çevrim İçi Sosyal Öğrenme Topluluklarının Etkinliğini Artırmak: “Dolaylı Pekiştireç”

Gözlem, insan hayatının ilerleyen dönemlerinde de öğrenme sürecinin devam etmesini sağladığı gibi, aynı zamanda, bu süreci daha farklı ve dolaylı yoldan da etkilemeye başlar. Kişi, çevresindeki olayları ve kişileri inceleyerek yaptığı bir takım çıkarımlarla hayallerini ve hedeflerini şekillendirir. Örneğin, son model bir arabaya sahip olmak isteyen bir kişi, o arabayı daha önce kullanan insanları gördükten ya da o arabaya sahip olmanın avantajlarını fark ettikten sonra bu hayali kurmaya başlar. Diğer insanların sahip olduğu ayrıcalıkların kişide yarattığı farkındalık, bir takım adımlar atma yolunda, o kişi için pekiştireç haline gelir. 

Sosyal öğrenme ortamlarının en çok ön plana çıkan özelliklerinden biri olan kullanıcılar arası etkileşim; diğer insanlara verilen dolaylı ya da dolaysız “ödüller”in, tıpkı verdiğimiz araba örneğindeki gibi, bunu gözlemleyen kullanıcı için pekiştireç unsuru oluşturmasını sağlar. Etkileşimin ve öğrenmenin birbirini tetikleyen bir döngü oluşturduğu sosyal öğrenme ortamlarında kullanıcı, aldığı dolaylı pekiştireçlerin etkisiyle hedeflerini belirler ve bu hedeflere ulaşmak için yine ortamın sunduğu çevrim içi etkileşim olanaklarından faydalanır.

Sürekli etkileşim içinde olan kullanıcı, kendi öğrenme sürecini başlatır ve devam ettirir. Gözlem - Pekiştireç – Hedef – Etkileşim – Öğrenme döngüsü başarılı bir şekilde işlediğinde, etkin bir sosyal öğrenme topluluğunun ortaya çıktığı gözlemlenebilir.

Bir örnek verecek olursak, Enocta’nın sosyal özellikler sunan Eğitim Yönetim Sistemi üzerinde çalışan ve son zamanların en önemli e-öğrenme ortamlarından biri olarak ön plana çıkan Microsoft Açık Akademi’de binlerce kullanıcı, hem yazılım üzerine e-eğitimler alıyor hem de sosyalleşiyor. Kullanıcılar, kendilerine sağlanan sosyal alanda birbirleri ile soru ve düşüncelerini, bilgilerini paylaşarak ortamı, yaşayan ve sürekli gelişen bir öğrenme platformu haline getiriyorlar. Açık Akademi’de, “sosyal” etkinlikte bulunarak “puan” kazanmak, sosyal öğrenme sürecine olan ilgiyi artırmada önemli bir rol oynuyor. Kullanıcıların, tartışma forumlarında birbirlerinin sorularını yanıtlaması, fikir paylaşımında bulunması ve aynı zamanda eğitimlerdeki aktifliğin karşılığında aldıkları puanlar; kullanıcıların resimlerinin altında yer alan “çırak yazılımcı”, “usta yazılımcı” gibi “rütbeler”i etkiliyor. Bu unsurlar, birçok kullanıcının öne geçme dürtülerini de tetikleyerek, etkileşim –öğrenme entegrasyonundaki döngünün aktif kalmasını sağlıyor.

Yeniliğin ve Etkileşimin Sihri!

Günümüzün en önemli sanal dünya alışkanlıklarından biri olan “çabuk zirveye çıkar, çabuk tüket!” mottosunun kurbanı olmuş binlerce popüler kültür öğesiyle karşılaşabiliriz. İnternet ortamında aniden çok tutulmaya başlayan bir espri bile bir sonraki ay “eskimiş” olabiliyor.Siber tüketim çılgınlığının bu denli acımasız olduğu bir ortamda, büyük sosyal medya siteleri, sürekli gündemde kalarak kullanıcıları kendilerine nasıl bu kadar bağımlı hale getiriyor olabilirler? İşin sırrı, iletişim ve etkileşim seviyesini artırmayı hedefleyen sürekli yenilik ilkesinde gizli.

Birçoğumuz, Facebook’un her yeni güncellemesinde yakınmışızdır, “Eski hali ne güzeldi, buna nasıl alışacağız?” diye… Peki, şu an “Beğen” butonu olmayan bir Facebook’u düşünebiliyor muyuz? Zamanında şikayet ettiğimiz ya da en azından tepkisiz kaldığımız yenilikler, aslında fark ettirmeden bağlayıcı ve devamlılığı sağlayıcı bir unsur haline gelebiliyor. Örneğin, Twitter gibi 140 karakterden ibaret bir dünyanın ne kadar popüler olabileceğini bize, yeniliğin ve etkileşimin sihri sosyal öğrenme ortamları, kullanıcıların onları tutku haline getirmesi açısından verdiğimiz örneklere benzer birçok potansiyel taşıyor. Kullanıcılara sağlanacak bir takım esneklikler, belirli periyotlarla yapılan arayüz iyileştirmeleri, kullanıcı kitlesinin genel nitelikleri göz önünde bulundurularak eklenen yeni etkileşim modülleri ve etkinliklerin ödüllendirilmesi gibi yenilikler, bir çevrim içi öğrenme ortamını vazgeçilmez hale getirebilecek kritik dokunuşlara örnek olabilirler. Bu gibi yeniliklerin dışında, doğabilecek yeni ihtiyaçları analiz edip bu ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak yapılacak değişiklikler de oldukça isabetli olacaktır. 

Günümüz trendleri ve teknolojileri insanlarda; istediği an, istediği yerde, istediği kadar, istediği şekilde olma talebi ve gereksinimi doğuruyor. Bu talep ve gereksinimin öğrenmedeki en büyük karşılığınınçevrimi içi sosyal öğrenme ortamları olduğunu söyleyebiliriz. anlatıyor.

25 Nisan 2013 Perşembe

Öğrenmeye Davet Edin!

Pazarlamacıların her kalitedeki ürünü kendilerine has yöntemlerle tüketicinin beğenisine sunmalarınedeniyle oluşan algı, çok sayıdaki eğitim sağlayıcıyı “pazarlama” desteğine mesafeli tutuyor. Oysa iyi hazırlanmış bir eğitim programının pazarlama desteği olmadan hedeflenen müşteriye ulaşabileceğine inanmak, ne yazık ki gerçekçi olmaz. 
Eğitim Programlarının Hedef Kitleye “Pazarlanması”
Pazarlamayı öncelikli olarak bir bilgilendirme fırsatı olarak algıladığımızda; hedef kitleye, herhangi bir programın onların ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceğini anlatarak iyi bir hizmet vermiş oluruz. Bu aşamada gerekenler ise hedef kitlenin ihtiyaçlarının doğru kavranması ve yaratıcılıktır.

Bir eğitim programı tasarlayıp katılımcıların kendi kendilerine geleceğini varsaymak, düzenlediğimiz partiye kişileri davet etmemeye benzer. Pazarlama ve reklamı, etkili bir öğrenme deneyimine davet olarak düşünebilirsiniz. Hedef kitlenize, eğitime katılmak için yeterince ikna edici yararlar sunabilirseniz, büyük ihtimalle katılım sağlayacaklardır. Eğitim programınız ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun, onun varlığından hedef kitlenizin haberi yoksa hak ettiği yere gelemez.

Peki Nasıl?
Eğitim programının reklamını yapmaya yönelik fikirlerin bir sınırı yoktur. Neyi, ne kadar yapabileceğinizi belirleyecek olan unsurlar; bütçe, zaman ve kadro kısıtları olacaktır. Unutmayalım ki, pazarlamanın bir değer yaratması için illa pahalı veya zaman alıcı yöntemler kullanılması gerekmez.

Eğitim programlarınızın reklamını yapmanın en kolay ve en masrafsız yollarından biri de eski katılımcılardır. Programın reklamını sizin yerinize onların yapmasını sağlamanız yeterli olacaktır. Günümüzde birçok insan, internetten alışveriş yapmadan önce müşteri yorumlarını okumayı adet edindi. Tüketiciler, bilinçli satın alma kararları verdiklerinden emin olmak için bu yola başvuruyorlar. Aynı şekilde, katılımcıların yorumları da, başka kişilerin de eğitim programınızdan nasıl faydalanabileceklerini görebilmelerini sağlar. Memnun kalmış bir müşterinin övgüsü, yalnızca en kolay reklam türlerinden biri değil, en güçlü olanlarından biridir de. Kişilerin, bir eğitim programının onlara sağladığı yararları iş arkadaşlarından ya da meslektaşlarından duyması, eğitimi bu kişilerin gözünde daha anlamlı kılar. Katılımcıların geri bildirimlerini eğitim kataloğunuza dâhil ettiğiniz takdirde ya da daha iyisi, bireylerin çevrimiçi yorum yapmasına olanak tanıdığınızda; öğrenme Amazon sitesine benzer bir deneyime dönüşür.

Enocta olarak eğitim programlarının ve faaliyetlerinin hedef kitlesine duyurulması amacıyla, kurum içi reklam ve pazarlama faaliyetlerinin planlanması ve gerçekleştirilmesi konusunda da hizmet veriyoruz. Enocta Eğitim Platformunun yükselen yıldızı olan “Sosyal” modül ve iletişim özellikleriyle, yukarıda bahsettiğimiz eğitim programlarına “katılımcıların yorum yapması”na doğrudan imkan tanıyoruz. Yine Enocta Eğitim Platformu üzerinde sağladığımız sosyal özellikler ile birbirleriyle “iş arkadaşı” olan katılımcıların birbirine eğitim önermesine olanak tanıyoruz. Eğitim Kataloğu modülüyle entegre çalışan sosyal özellikler, eğitim programlarınızın “reklamını” çalışanların kendisinin yaptığı yaşayan bir pazarlama aracı haline geliyor.

Reklam ve Tanıtım Faaliyetleri Sınırlı Kalmasın
Elbette reklam ve tanıtım faaliyetleri bununla sınırlı değil. Hazırlayacağınız ve faydayı ön plana çıkarane-posta duyuruları, meraklandırıcı animasyonlar (Teaser), tanıtım filmleri, posterler ve eğitim portalleri de eğitim programlarınızın ve faaliyetlerinizin hedef kitlenize duyurulması ve hedef kitlede program konusunda bir farkındalık yaratılması konusunda oldukça önemli bir role sahip. Buradaki en önemli konu iletişimin hangi aralıklarla ve nasıl bir düzenle yapılacağının baştan planlanması ve hedef kitlenin tepkilerine göre gerekiyorsa çalışmaların uyarlanmasıdır. Enocta olarak, e-posta, teaser, poster, tanıtım filmleri ve eğtim portalleri çalışmalarını da kurumsal eğitim tutundurma hizmetlerimizin bir parçası olarak sunuyoruz.

Özetle…
Bir eğitim programının değerini hedef kitleye anlatabilmek için, programın iyi bir iletişim stratejisi ile desteklenmesinin şart olduğu konusunda artık herkes hemfikir. Eğitim ve gelişim programlarınızın kurumunuzda tutundurulması için bahsettiğimiz reklam ve pazarlama faaliyetlerini mutlaka göz önünde bulundurmanızı öneriyoruz.

Bu yazı, SkillSoft Consulting Services Manager, Lori Neblung’ın “Marketing is an Invitation to Learn” isimli yazısından derlenmiştir.

22 Nisan 2013 Pazartesi

Sürekli Paylaşımcı Çevrimiçi Sınıflarda Başarı

“Sınıf eğitimi” kavramını her insan farklı şekillerde algılar ancak genel olarak “sınıf eğitimi”, gel - bilgiyi al - git düzenine dayanır. Kişi için tekrarı olmayan sınıf içi eğitimlerinde, kısıtlı zamanda en çok bilgiyi alabilme telaşı yaşanabilir.
Bu yazımızda, kişilere bilgiyi farklı tabaklarda, sonu olmayan bir masada sunan alternatif bir deneyimden bahsedeceğiz: Sürekli Paylaşımcı Çevrimiçi Sınıflar (SPÇS)!


Bilgi Her Yerde
Bilgi bizden kaçmaz, o her zaman bir yerlerdedir, sadece bizim onu keşfetmemizi bekler. Onu keşfetmek, geliştirmek, paylaşmak ve bu bilgi ile başka bilgilere ulaşmak bizim inisiyatifimizdedir. Bilginin paylaştıkça çoğaldığı ve geliştiği gerçeği de bu temele dayanır. Sürekli Paylaşımcı Çevrimiçi Sınıflar (SPÇS), bilginin, bilgi kirliliğine sebep olmadan paylaşılarak geliştirildiği araçlardır.

SPÇS Bize Ne Sağlar?
SPÇS’yi son zamanların çevrimiçi bir fenomeni olarak adlandırmak yanlış olmaz. Sosyal ağ bağlantılı ortamlarda bulunan, farklı alanlardaki sınırsız bilgiye ve kaynağa serbestçe erişebilmek ve paylaşabilmek bu oluşumun her geçen gün değerini daha da yükseltmektedir.

SPÇS’yi her zaman paylaşılabilir, katılım sağlanan ve bilgi dağıtıcı uzun ömürlü bir şebeke olarak tanımlayabiliriz. Asla bir okul değildir, çevrimiçi bir sınıf hiç değildir. SPÇS, işbirliği yapan insanların birbirleriyle bağlantı kurarak öğrenme sürecine katıldıkları bir birlikteliktir.

Kendiniz bir çalışma konusu belirleyerek bu çalışma hakkında araştırmalar yapmaya başlıyorsunuz ve diğer katılımcılar ve ulaşabileceğiniz sınırsız materyallerle beraber konunuzun içeriğini genişleterek farklı fikirlerden de yararlanabiliyorsunuz. Ağ içerisinde elinizin altında size yararlı olacak bir sürü kaynak da sizi bekliyor. Bunlar arasında bloglar, tartışma grupları, videolar, makaleler, hatta tivitler bile olabilir. Bu sayede farklı sonuçlara ve fikirlere ulaşabilirken sadece tek bir yol üzerinden gitmeyip farklı yollara saparak her yolda başka bilgilere de ulaşarak yolunuza devam edebiliyorsunuz. Hayatınız boyunca kullanabileceğiniz bu kaynaklar ile özgürce kendi alanınızda çalışabilir ve ne yapacağınıza, hangi konuya ne şekilde katılacağınıza hatta başarılı olup olamayacağınıza bile kendiniz karar verebilirsiniz.

SPSÇ’de BaşarıBaşarı her zaman belli bir disiplinin ve iyi geliştirilmiş bir iş planının sonucunda gelir. SPSÇ’lerde de başarıya ulaşmayı 5 aşamalı bir yolun sonucu olarak düşünebiliriz.

1) Kendini Hazırla: Öncelikle konuyla veya fikrinizle ilgili kendinizin hazırlık yapması gerekmektedir; kullanacağınız materyaller, her hafta kullandığınız ve yararlandığınız linkler, canlı oturumların zamanları vb. Okuma parçaları, konu başlıkları ve makaleleri okuyarak kendinize haftalara bölünmüş bir çizelge oluşturabilir ve her hafta nasıl bir aşama kaydettiğinizi kendiniz görebilirsiniz. Kimse sizin neyi ne kadar okuduğunuzu kontrol etmeyecektir. Ne kadar fazla okursanız konuya o kadar fazla katılım sağlarsınız.

2) Kendini İfade Et: Hazırlık aşamasından sonra kendinizi ifade etmeye hazırsınız. Düşünceleriniz ve fikirlerinizin yaşaması için bir yere ihtiyacınız olacak. Bu bir blog yazısı ya da bir tartışma forumu olabilir. Tüm fikir ve düşüncelerinizi bir araya toplayarak bunları etiketleyebilirsiniz. Bir blogunuz varsa oraya, yoksa daha önce yazılmış bir yazıya cevap vererek ve bu yazıyı etiketleyerek Twitter’a gönderebilirsiniz. Sonra ise muhtemelen hiçbir şey olmayacaktır, ne bir yorum ne de bir cevap alabileceksiniz. Kendinizi ifade ettiniz ama kimse bunu fark etmedi bile, peki neden? Çünkü sizin de bir iletişim ağına ihtiyacınız var.

3) İletişim Ağı Kur: Diğer insanların başka konular hakkındaki fikirlerini takip etmeye başlamalı ve bağlantılar kurmalısınız. Bulduğunuz başka yazılara ve fikirlere yorum yaparak diğer kişilerle iletişime geçmelisiniz. Daha sonra kendi alanınıza dönerek, başkalarının sizin konunuz hakkındaki sorularına mantıklı yanıtlar vermeye çalışın, onlara kendinizi ifade edin ve bağlantılar kurmaya devam edin. Bu şekilde bir tartışma ortamı oluşacaktır ki bu ortam sizin çalışmanız etrafında oluştuğu için oldukça işinize yarayacaktır.

4) Grubunuzu Oluşturun: Birkaç hafta sonra artık kendi çevrenizi oluşturmanın zamanı gelmiştir. Bir süre sonra okuduğunuz yorumlardan ve diğer yazılardan, insanların sizin konunuzla alakalı fikirlerinin sizin fikirlerinize ne kadar yakın olduğunu fark edeceksiniz, hatta bağlantıda olduğunuz kişilerin sizin konunuzla ilgili yaptığı yorumlardan daha çok siz onların konularına yorum yapmaya başlayacaksınız. Herkesle bağlantı kurmak zorunda da değilsiniz. Sizin konunuzla ilgilenen bir grup insan bulabilirsiniz ki sizin için bu daha yararlı olacaktır. Bu şekilde, çalışma bittikten sonra bile sizinle çalışabilecek bir topluluk meydana getirme şansınız olur.

5) Odaklanın: Beş aşamadan oluşan bu süreçte en önemli adım olarak “Odaklanmayı” görebiliriz. Tüm olumlu bağlantılara, ilginç yazılara ve çalışmanızla ilgili öğrendiğiniz bilgilere rağmen, bir süre sonra aklınız karışabilir ve kendinizi sorgulamaya başlayabilirsiniz: “Eğer bu çalışmayı belli bir kredi tamamlamak için yapmıyorsam ne için yapıyorum?” Bulduğunuz veya ürettiğiniz fikirleri nereye yerleştireceğinize odaklanamayabilirsiniz. Belki de çalışmanızla alakalı aklınıza bir fikir geldi ve bunu bloğunuza göndermek istiyorsunuz. Kendi grubunuzdan yardım alarak bu fikri paylaşabilirsiniz hatta sadece bir kağıda bile yazabilirsiniz ve bu kağıdı bir odak noktası olarak düşünerek çalışmanızı buradan yönetebilirsiniz.

Başarının Ayak Sesleri
SPÇS’yi kullanmaya başladığınızda, 10 hafta sonra artık çalışmanızla ilgili daha çok şey bildiğinizi fark edeceksiniz. Bunun yanı sıra çok değerli ve sizin için kullanışlı olabilecek profesyonel bağlantılar elde edeceksiniz ve her şeyin ötesinde kendi çalışmanızla ilgili bir proje ortaya çıkarmış olacaksınız. Siz de SPÇS ile gelen gelişim ve paylaşım fırsatını değerlendirebilir ve kendinizi geliştirmek istediğiniz konuya odaklanarak başarının ayak seslerini kısa bir süre içerisinde dinlemeye başlayabilirsiniz.

18 Nisan 2013 Perşembe

Karma Eğitimler Ve Öğrenen Merkezli Eğitim Yaklaşımı

Günümüzde, işletmelerde değişen koşullar ve hızlanan süreçlere uyum sağlamak adına eğitim uzmanları, eğitimlerin tasarım ve aktarımında yeni yaklaşımların arayışına girmek zorunda kaldılar. Başarılı karma eğitim çözümleri tasarlayabilmek; teknolojik yatırımlardan verim almak, maliyetleri düşürmek, eğitimlere değer katmak konularında bize avantaj sağlıyor.

Karma Eğitim Nedir?
“Karma” olarak adlandırdığımız eğitim yaklaşımının tanımları, bu yaklaşımın hedeflediklerini tam olarak ifade etmekte eksik kalabiliyor. Katılımcıları sınıf içi eğitime almak, onlara okuma ödevleri vermek ve web tabanlı eğitim videoları izletmek, her zaman “karma eğitim” verildiği anlamına gelmeyebilir. Çünkü karma eğitimde amaç aynı başlık altındaki içerikleri belli bir sırayla bir araya getirmekten daha fazladır; aynı konuyu farklı içerik veya farklı yollarla aktarmayı karma eğitim olarak adlandırmak doğru olmaz. Karma eğitim, belirli bir amaç doğrultusunda, farklı öğrenme araçlarının doğru, bütünleşik kompozisyonu oluşturulduğunda anlam ifade eder.

Karma eğitim araçları dediğimizde, sınıf içi ve web tabanlı eğitimler, performans desteği, ev ödevleri, formal ve informal işbaşı çözümlerini sayabiliriz. Karma eğitim ile çalışanlarımıza, “nihai hedefe” (performans çıktısı) ulaştıracak, farklı araçların bütünleşik bir şekilde kullanıldığı etkin eğitim deneyimleri sunabiliriz. Bunun yanı sıra, sosyal öğrenme de bu araçları destekleyen önemli bir araç olarak ön plana çıkmaktadır.
Karma eğitim tasarımında, içeriği sistematik bir şekilde değerlendirerek bunun için en uygun aktarım yönteminin belirlenmesi yerine, genellikle eldeki teknolojilere uygun içerikler tercih edilmektedir. Halbuki, sınıf içi veya web tabanlı eğitimlerin yanı sıra, e-kitaplar, ses dosyaları, mobil ortamlardan erişilebilen destek materyalleri, makaleler gibi çok sayıda eğitim aracı kullanılabilir.

Karma Eğitimin Yararları Nelerdir?
Bugüne kadar doğru uygulanmış olanların sonuçlarından yola çıkarak karma eğitimin yararlarını şöyle sıralayabiliriz:

· Maliyetlerin düşmesi. Ekonomik koşullar ne durumda olursa olsun her zaman eğitim bölümlerinden en az yatırımla en yüksek verimin alınması beklenir. Çalışanın eğitim nedeniyle işinden ayrı kaldığı sürenin kısalması, yol harcamalarının düşürülmesi ve verimlilik artışı eğitim departmanlarının karşılaması beklenen taleplerin başında gelir.

· Teknolojik gelişme. Eğitim bütçeleri ile maksimum fayda sağlamak için yapılan teknolojik yatırımlar: sanal sınıflar, asenkron gelişim araçları ve farklı teknolojilerin uygulanması.

· Öğrenme değerinde artış. Uygulanması kolay olan ve kabul gören geleneksel sınıf içi eğitim yaklaşımı aslında birçok durumda optimal değildir. Bir eğitim salonunda geçirilen iki veya üç gün, öğrenme değerinde bir artış sağlamayabilir. Katılımcıların yeni bilgileri gerçek bir ortamda deneyimleme fırsatı bulmadan akılda tutmaları çok zordur. Ayrıca her içerik sınıf içi eğitim ile öğrenmeye uygun değildir. Örneğin; bilgi tabanlı bir içeriğin kapsamlı olarak sınıf ortamında ele alınmasındansa, katılımcının öğrenme hızına uygun olarak biçimlendirilmesi daha uygun olur.

· Eğitimin ihtiyaç doğduğu anda verilmesi. Günümüzde şirketler eğitimlerin düzenli olarak aktarımında birçok zorluklarla karşı karşıya gelmektedir. Sadece işe yeni girenlerin aynı tarihte işe başlaması ya da eğitim almasının imkansızlığını düşündüğünüzde bile bu zorlukları tahmin edebilirsiniz. Eğitimcilerin ve katılımcıların belirli lokasyonlardaki sınıflara ulaşımları hem ekonomik değildir hem de iş ve özel hayatlarını olumsuz etkiler. Şirketler, genelde “acil durum” olarak ortaya çıkan eğitim ihtiyaçlarını karşılayabilmek için; eğitimin yeniden planlanmasını veya yeterli katılımcı sayısına ulaşılmasını bekleme lüksüne sahip değildir.

Karma Eğitimde Öğrenen Merkezli Program Oluşturma
Karma eğitim planlamada en doğru yöntem öğrenen merkezli yaklaşımdır. Oluşturulma aşamasında öğrenen hep ön planda düşünülür ve karma eğitimin bileşenleri onun kişisel yapısına göre seçilir. Öğrenen merkezli bir program hazırlarken aşağıdaki hususları dikkate almakta yarar vardır:

1. Öğrenme bir boşlukta gerçekleşmez. Öğrenenler sunulan bilgiyi anlamlandırırken kişisel deneyimlerini, kendilerine has algılarını, duygu ve düşüncelerini temel alırlar.

2. Daha fazla bilgi, daha fazla öğrenme anlamına gelmez. Öğrenenler, sunulan bilginin kalitesini ve sayısını pek önemsemezler. Onların beklentisi, bilgiyi anlamlı bir biçimde uygulamaya geçirebilmeleridir.

3. Öğrenenler yeni öğrendikleri bilgi ile mevcut bilgileri arasında mantıklı bir bağ kurarlar. Yeni bilginin zihinde kalıcılığı, var olan bilgisiyle kuracağı bağ ile doğrudan orantılıdır.

4. Kişilik öğrenmeyi etkiler. Öğrenenlerin öz güven seviyeleri aynı değildir. Ayrıca bireylerin kişisel hedeflerindeki netlik ve başarı ile başarısızlık konusundaki beklentileri de farklılıklar gösterir.

5. Aslında “öğrenme” bireyler tarafında arzu edilen bir şeydir çünkü insanlar doğuştan meraklıdır ve öğrenmekten zevk alırlar. Ancak hata yapmaktan korkmaları ve kendilerini emniyette hissetmemeleri bu süreçte engel oluşturan etkilerdir.

6. Kişiler, zor durumları sever diyebiliriz. Özellikle, önlerine çıkan zorluklarla bireysel ihtiyaçları örtüştüğünde daha kolay ve hızlı öğrenirler.

7. Öğrenenler, birer bireydir. Hepsinin fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişmişlik seviyeleri farklılık gösterir. Ayrıca kültürel yapıları da aynı değildir.

8. Öğrenme ortamı çok önemlidir. En iyi öğrenme; kişilerin katılım yapabildiği, çeşitlilik gösteren samimi ortamlarda gerçekleşir.

9. Öğrenenler olumlu destekten hoşlanırlar. Kişiye değer veren ve kendine olan saygısını güçlendiren öğrenme ortamlarının daha başarılı olduğu kanıtlanmış bir gerçektir.

10. Geçmiş deneyimler önemlidir. İnsanların inançları ve geçmişte yaşadıkları tecrübeler, kişilerin dünya görüşünü ve öğrenmeye dair yaklaşımlarını şekillendirir.
Enocta olarak, değişen iş ihtiyaçları ve çalışan beklentilerini karşılayacak karma eğitim modelleri konusunda hem danışmanlık hem de altyapı ve içerik desteği sağlıyoruz.
· Danışmanlık hizmetlerimiz kapsamında ihtiyaç analizinden, ihtiyaca uygun eğitim programlarının oluşturulmasına kadar her aşamada destek veriyoruz.

· Enocta Eğitim Platformu (EEP) yazılım çözümümüz ile sınıf içi eğitimlerin yönetilmesinden e-eğitim, video, makale, e-kitap gibi eğitim materyallerinin kullanıcılara ulaştırılmasına ve yönetilmesine kadar birçok özelliği sunan bir eğitim yönetim altyapısı sağlıyoruz.

· Yine EEP’nin sağladığı sosyal öğrenme modülleri ile karma eğitimi, sosyal öğrenmenin gücü ile destekliyoruz

· Profesyonel gelişim, kişisel gelişim, hukuk, finans gibi onlarca konu başlığı için hazır e-içeriklerin ve eğitim filmlerinin olduğu eğitim kataloğumuzla, hızlı eğitim çözümleri sunuyoruz.

· Dünyanın önde gelen eğitim şirketlerinden olan Skillsoft ile işbirliğimiz kapsamında, Liderlik Gelişim Programlarından, kapsamlı IT eğitim programlarına kadar çok çeşitli başlıklarda eğitim, e-kitap ve video çözümlerini sizlere ulaştırıyoruz.

Bu yazı Jennifer Hofmann’ın “Blended Learning” başlıklı ASTD Infoline makalesinden derlenmiştir.

16 Nisan 2013 Salı

Öğrenmeyi Video ile Destekleyin!

Gelişen teknolojik imkânlar ve akıl almaz bir hızla büyüyen sosyal medyanın da etkisiyle; üretimi, paylaşımı ve erişimi gittikçe kolaylaşan “videolar”, hayatımızda oldukça önemli bir yer tutmaya başladı. Video paylaşım sitelerinde, haber ve bilgi portallarında, mobil iletişim araçlarında gün içerisinde milyarlarca video izleniyor. Böylesine büyük talep ve ilgi gören videoları gerek öğrenmeyi kolaylaştırması gerekse bilgiyi daha kalıcı hale getirmesi nedeniyle e-öğrenme alanında kullanmanın şimdi tam zamanı!

Videoların Popülerliği
Latincede “görüyorum” anlamına gelen videonun popülerliği, internetin gündelik yaşantımızın önemli bir parçası haline gelmesi ve erişiminin ve paylaşımının kolaylaşması ile birlikte oldukça arttı. Dünyanın en büyük video paylaşım sitesi olan Youtube’da günlük izlenen video sayısı “3 milyarı” aştı. Hem Youtube hem de diğer video paylaşım sitelerindeki video izlenme oranları da günden güne artmaya devam ediyor. Hatta önümüzdeki yıllarda internet üzerindeki veri alışverişinin yüzde 60’ını videoların oluşturacağı tahmin ediliyor. Videoya olan bu büyük talep neticesinde haber ve bilgi portallarında hemen hemen her başlık için video kullanımı önem kazanıyor.

Yapılan araştırmalara göre ülkemizde internet kullanıcılarının yüzde 93’ü video izliyor ve her bir kullanıcı ayda ortalama18 saatini video izleyerek geçiriyor. Yakın bir gelecekte video izlerken geçirilen zamanın, en yaygın kitle iletişim aracı olan televizyonun tahtına geçeceğini ön görebiliriz.

Videonun Öğrenmedeki Avantajları
Videolar öğrenmeyi kalıcı hale getirmenin yanı sıra, karmaşık bilgilerin kavranmasında da büyük kolaylıklar sağlıyor. Resim ve düz yazı kullanarak 5 dakika gibi bir sürede aktarılan bir konuyu, 20 saniyelik bir video ile çok daha kolay ve etkili bir biçimde anlatabilmek mümkün.

Videolarda hem görsel hem de işitsel öğelerin bir arada yer alması, eğlenceli bir hikaye çerçevesinde konu aktarımı sağlanabilmesi, motivasyon ve odaklanma sorunlarını minimize ederek, eğlenceli bir şekilde kilit mesajların verilmesine olanak sağlıyor. Hatta videolar tekrar izlendiklerinde dahi aynı etkiyi gösterebiliyor. Siz de mutlaka bir videoyu veya bir sahneyi defalarca aynı motivasyon ile izlemişsinizdir.

Etkili bir iletişim ve öğrenme aracı olan videolar, gerçek hayat ve konuya ilişkin hikâye örgüsü ile aktarılması neticesinde farklı öğrenme duyarlılığına sahip kişilerde de oldukça etkin bir öğrenme sağlıyor.

Ayrıca video çekmek ilk başta kulağa çok maliyetli bir süreçmiş gibi gelse de, basit bir web cam, mikrofon ve video editörü ile yeterli kalitede, başarılı videolar veya eğitim filmleri hazırlamak mümkün. Çektiğiniz videoları; video düzenleme programları ile üzerlerine yazı, animasyon veya efekt ekleyerek daha çarpıcı ve etkili bir biçimde de sunabilirsiniz.


Öğrenmede Video Kullanımı
E-öğrenme alanında video kullanımı neticesinde etkin ve yararlı sonuçlar almak istiyorsak, hem video kullanılmasını gerektiren konu seçimini hem de içerik düzenlemelerini doğru bir şekilde yapmamız gerekir.
Bir işlem veya uygulama ile ilgili “nasıl yapılır” sorusunun cevabının arandığı bir durumda video kullanmak, konunun kısa sürede ve kalıcı bir şekilde anlaşılmasını sağlar. Örneğin; bir makinenin çalışma düzenini basit bir video ile çok kısa sürede aktarabiliriz.

Belli bir durumun skeçlerle anlatılması gerektiğinde, video kullanımı yine çok büyük katkı sağlayacaktır. Örneğin; bir bankada müşteri şikâyetinin nasıl ele alınacağı hakkında bilgi ve öneriler verilmek isteniyorsa, gerçek hikâye örgüsü ve rol oynama ile bu konunun daha iyi anlaşılması sağlanabilir. Özellikle beden dili ve duyguların önemli olduğu konularda videolardan yararlanmak, empati kurmayı kolaylaştırdığı gibi görsel hafızamız sayesinde bilginin kalıcılığını da olumlu yönde etkileyecektir.
Bunların yanı sıra, belli bir konuda uzman kişilerin bilgilerini paylaştığı ve ürün veya hizmetin anlatıldığı kısa tanıtım videoları da e-öğrenme içeriklerinde yer aldığı takdirde motivasyonu olumlu yönde etkileyecektir.

E-öğrenmede Video Kullanımı
Öğrenme alışkanlıkları ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak farklı öğrenme araçları hayatımıza giriyor. Bu yeni ve farklı öğrenme araçları arasında yer alan videoların, eğitim alanında kullanılmasının önemi de giderek artıyor.

E-öğrenme deneyimini; çeşitli yetkinliklerle ilişkilendirilmiş videolarla destekleyerek daha öğretici, daha ilginç, daha çekici, daha heyecan verici hâle getirebilir; bu kapsamda öğretilmesi hedeflenen konunun daha kısa sürede öğrenilmesini, kalıcı ve anlaşılır olmasını sağlayabilirsiniz.

E-öğrenmenin lider ve yenilikçi şirketi Enocta tarafından hazırlanan hikâye tabanlı ve eğlenceli eğitim filmleri, birçok kurumda eğitim programlarının etkin bir parçası olarak kullanılıyor. Bunun yanı sıra, altyapı ve tasarımı Enocta tarafından sağlanan “Kurumsal Tube” uygulaması ile kurum için değerli ve önemli her türlü videonun (çalışanların kendi iş akışlarını veya uzmanı oldukları konuları anlattıkları videolar, oryantasyon filmleri, ürün tanıtım filmleri vb.) kurum içerisinde “bilgi ve tecrübe paylaşım” aracı olarak kullanılması da sağlanabiliyor.

11 Nisan 2013 Perşembe

E-öğrenmede Yanlış Bilinenler

Bu yazının amacı, çalışanlarını e-öğrenme araçları ile desteklemek isteyen şirketlerin, öğrenme ürünlerini oluşturma aşamasında bir takım kritik noktalarda farkındalığını artırmak ve eğitim yatırımlarından azami verim almalarına katkıda bulunmaktır.

Yanlış: Hacim = Değer
Eğitim materyalinin değeri çoğu zaman ihtiyaçlara cevap verecek çözümler üretebilme kapasitesi yerine, içeriğin miktarı ile değerlendirilme eğilimindedir. E-eğitime ihtiyaç duyan bazı firmalar, bir saatlik bir öğrenme programının ücretine odaklanmakla yetinirken; üretici firmalar da bazen ihtiyaç sahipleri ile aynı dilde konuşarak “Kapsamı daraltıp bir saatlik eğitimi şu kadar paraya ücretlendirdik.” diyebiliyorlar. Bunun sonucunda standartlara uygunluk sağlansa da, ister istemez kaliteden ödün verilebiliyor. Oysa projenin analiz ve tasarımına daha fazla zaman ayırarak eğitimin süresi yarıya indirilebilir. Bu aşamada kullanılacak ekstra bütçe, eğitim süresinin kısalması ile birlikte maliyeti artırmayacak ve eğitimin bedeli, el yordamı ile hazırlanan bir saatlik eğitim programının bedeline eşit olacaktır. Sonuç olarak, çalışanlar hem ihtiyaçlarına odaklanılarak hazırlanmış eğitimden daha fazla yararlanacak hem de eğitime daha az zaman harcayacaklardır.

Yanlış: Öğrenme şirketleri sadece içerik üretir
E-öğrenme şirketlerindeki ekipler, eğitim ya da öğretim tasarımcısı yerine, sadece içerik üreticisi ya da programcı olarak algılanmamalı, e-öğrenmeden yararlanacak hedef kitlenin performans problemini çözmek için e-öğrenmeyi nasıl kullanabiliriz sorusuna cevap verebilecek yetkinlikte oldukları unutulmamalıdır. E-öğrenmenin, çalışanların bilgi birikimine, iş yapış şekillerine ve davranışlarına olumlu bir katkısı olmuyorsa, içeriğin ne kadar şık olduğunun bir önemi olmaz.

Yanlış: Bütün içerik kullanılmalı
Bir ham içeriğin tamamının e-öğrenme materyaline dönüştürülmesinin istenmesi her zaman istenilen verimi sağlamayabilir. Bir e-eğitim ürününe verimlilik yaklaşımıyla bakılırsa; eğitimde en çok hangi konulara odaklanılması gerektiği, hangi kaynakların referans olarak verileceği ve hangilerinin eğitimde yer almayacağına doğru karar verilebilir.

Yanlış: E-öğrenme sınıf içi öğrenmenin yerini almalıdır
Sayıları az da olsa bazı kurumlar e-öğrenmeyi sınıf eğitimlerinin yerine elektronik kitapların kullanılması olarak algılıyor ve e-öğrenmenin sınıf ortamındaki öğrenme ile aynı etkiye sahip olmasını bekliyor. Aslında e-öğrenme, çalışanların performanslarını iyileştiren teknolojik bir müdahaledir. Yani bilgi yönetimi, performans destek sistemleri, intranetler, çalışma ortamları ve standart elektronik dersler bu kategoriye girer.

Yanlış: Teknoloji, standartlar ya da teoriler iyileştikçe e-öğrenme daha kolay hale gelecek
E-öğrenmelerin hedeflenen başarıya ulaşamayışında sadece teknolojinin yetersizliği, standartlar ya da öğrenme psikolojisinin anlaşılmamasının etkili olduğu düşünenler hala mevcut. Tabii ki teknoloji, standartlar ve araştırmalar çok değerli, ancak bir konuyu öğretirken öğrencilerin özellikleri, öğrenme şartları, öğretilecek şeyi ve daha birçok faktörü anlamak için zaman harcanması; öğrenmenin başarıya ulaşması için ilk şart olarak ele alınmalı.

Yanlış: Eğitim hedeflerinin karşılanması = Başarılı eğitim
Bireysel hedeflerin konduğu, bunların sırayla öğretildiği ve sonunda test edildiği “eğitimi hedefler doğrultusunda tasarlamak” yöntemi konusuna hepimiz özen göstermekteyiz. Asıl mesele, sadece eğitim hedeflerinin karşılanması değil, aktarılan bilgilerin ne zaman ve nasıl uygulanacağı becerisinin de birlikte kazandırılmasıdır. Örneğin, “Öğrenci, müşteri hizmetlerinin üç ana bileşenini sıralayabilir.” gibi hedefler önemli noktaların gözden kaçırılmasına sebep oluyor: Onların bu üç bileşeni bilmelerinin yararı nedir? Bu bilgiyi nerede kullanacaklar? Ölçülebilir eylemlere nasıl dönüştürecekler?

Yanlış: Her türlü e-eğitim üretilir!
Kurumların eğitim ihtiyaçlarının tek taraflı tahmin edilmesi olanaksızdır. Bunun yanı sıra, ilgili konuda kurumun kültürü, beklentileri ve çalışanların özellikleri paylaşılmadan eğitimin hazırlanması mümkün olamaz. Kurum içinden bir konu uzmanının desteği, istenilen hedeflere ulaşmak için gereklidir. Bu nedenle e-öğrenme projelerinin maddi ve manevi bir ortaklık olarak düşünülmesi doğru olur.

Yanlış: E-öğrenme kolaydır
Bazen e-öğrenme daha yalın ve sade bir öğrenme yöntemi olarak görünür ve bu nedenle bütçe ayrılır. Burada önemli olan karmaşık bir bilgiyi açık ve anlaşılır hale getirmektedir. Bu noktada da e-öğrenmenin, karmaşık bilgiyi netleştirerek anlaşılır hale getirmek için gerçekten çok güçlü bir araç olduğunun unutulmaması gerekir.

Yanlış: E-öğrenme: Tek seferlik hızlı bir çözüm
Eğitim sektöründen ve tabii ki e-öğrenmeden beklenen “Eğer bu eğitimi aldırırsak, sorun kökten çözülecek” klişesi yüksek bütçeli projeleri verimsiz kılan başlıca faktörlerden biridir. Bu nedenle e-öğrenme uzun soluklu bir ilişki gibi algılanmalı ve eğitim departmanları ile e-öğrenme şirketleri arasında güven, sabır, empati ve paylaşım gerektiren bir ortaklık kurulması için çaba gösterilmelidir.

4 Nisan 2013 Perşembe

e-Learning'in getirdiği avantajlar

Yoğunluğu gittikçe artan iş dünyasında, hız önem kazanacak ve bilgiyi en kısa sürede, iş süreçlerini aksatmadan elde edip rakiplerinden önce kullanabilen firmalar lider olacaklardır. Bundan dolayı organizasyonlar çalışanlarını sürekli eğitmek için daha fazla yatırım yapmaktadır. Bu şekilde, öğrenen organizasyonlar ortaya çıkmakta ve bunun temelinde yer alan bireyin "öğrenme"si önem kazanmaktadır.

Bilgi teknolojilerindeki müthiş hız öğrenme metotlarında ciddi değişikliklere sebep olmuş ve öğrenmede kaliteyi artırmıştır. Elektronik ortamdaki öğrenme şekli diyebileceğimiz e-Learning'in getirdiği avantajlar çok fazladır. Mesela, IBM sınıf eğitimlerinin % 30'unu e-Learning'e çevirerek yıllık 120 milyon dolar tasarruf etmiştir. Aynı şekilde, Oracle e-Learning sayesinde yıllık 100 milyon dolar tasarruf etmiştir.

Forbes Magazin'de yayınlanan bir makalede, Amerika'daki bir sağlık firması olan Aetna'nın software maliyetlerindeki yıllık tasarrufu 3 milyon dolar olmuştur. e-Learning yoluyla eğitilen çalışanların sınıf eğitimindekilere göre yüz üzerinden dört puan fazla aldıkları tespit edilmiştir. Parça parça alınabilen ve etkileşimli web üzerindeki eğitimler ile çalışanların bilgiyi daha iyi kazandıkları ortaya çıkmıştır.
e-Learning öğrenmeyi gerçekleştirecek olan bireyi merkeze yerleştirmekte ve klasik sınıf eğitiminin ve bilgisayar tabanlı eğitimin avantajlı yanlarını bünyesinde barındırmaktadır. Aynı zamanda, klasik sınıf eğitiminde bulunmayan ve eksikliği hissedilen birçok unsur e-Learning sayesinde giderilmektedir.

e-Learning'in getirdiği avantajları aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:


* Birey öğrenme kapasitesine göre konuyu istediği derinlikte öğrenebilir 


* Bireyin kendi hızında, iş süreçlerini ve üretimi aksatmadan kısa zamanda eğitim almasını sağlar 


* İstenilen yer ve zamanda birey tarafından eğitimin alınmasına olanak verir 


* Birey bir seferde ne kadar çalışmak istediğine karar verebilir, dinlenme aralarını belirleyebilir ve önceden öğrendiklerini gözden geçirebilir 


* Eğitim masraflarında önemli yer tutan yol masraflarını ve diğer harcamaları önemli derecede azaltır 


* Bireyin belli bir zaman diliminde ihtiyaç duyduğu bilgiye anında erişmesine olanak verir 


* Edinilen bilgilerin hızlı bir şekilde hayata geçirilmesine yardımcı olur 


* Teori, araştırma ve vaka analizleri ile pratik hayat arasında ilişki kurulmasını sağlar ve edinilen bilgilerin hızlı bir şekilde uygulanmasına imkan verir 


* Sunduğu seçenekler yardımıyla bireye özgü öğrenme imkanı sağlayarak öğrenme kalitesini artırır 


* İnteraktif bir ortam sayesinde eğitime katılanlar arasındaki etkileşimi artırarak bilgi/birikimlerin paylaşılmasına olanak verir 


* Klasik sınıf eğitimine göre daha az rahatsız edici bir ortam sunar 


* Eğitim materyalinin uygunluğu ve doğruluğunun sürekli olarak gözden geçirilip gerekli değişikliklerin yapılmasına imkan verir 

* Web üzerindeki zengin işitsel ve görsel tasarımlar yoluyla eğitimi çekici hale getirir ve öğrenmeyi artırır 

* Bilgi ve birikimlerin hızlı bir şekilde elde edilmesi ile çalışanların hızlı değişen iş dünyasına uyumunu artırır.

3 Nisan 2013 Çarşamba

Bazı e-Öğrenme Terimleri

İçerik: e-Öğrenci'ye öğrenmesi için sunulan bilgi.

Uzaktan Öğrenme
: Genellikle internet üzerinden gerçekleştirilen, e-Öğrenci'nin belirli bir sınıf ortamında bulunmasını gerektirmeyen eğitim ve öğrenme yöntemi.
Eğitim Yönetim Sistemi (Learning Management System - LMS): Eğitim içeriklerinin, ve kullanıcı bilgilerinin depolandığı ve yönetildiği bir e-Eğitim altyapı sistemi.
Çoklu Ortam (Multimedia): Öğrenmenin etkisini artırmak için kullanılan grafik, yazı, animasyon ses ve video gibi bileşenler.
Plug-In: Bir yazılımın özelliklerini artırmak için kullanılan yardımcı yazılım.
Portal: Özelleştirilmiş içerikleri kapsayan web sitesi.
Simülasyon: Problem çözme, prosedürler veya işlemleri öğretmek için e-Öğrenciyi gerçek ile benzerlik gösteren durumlarla karşı karşıya bırakan eğitim ve öğrenim yöntemi.
Senkron Eğitim: Eğitmen ve e-Öğrenci'nin aynı anda internet veya intranet üzerinde sanal sınıflarda etkileşim kurarak gerçekleştirdikleri eğitim ve öğrenim biçimi.
Asenkron Eğitim: Belirlenen bir zamana bağlı kalmaksızın alınabilen eğitim biçimi. e-Öğrenci ilerleme hızına ve eğitimi alacağı zaman dilimine kendisi karar verir.
Konu Uzmanı: Bir konuda bilgi birikimi ve tecrübeye sahip olan kişi.
Geribildirim (feedback): Katılımcı ile eğitimci ya da sistem arasındaki etkileşim. Geri bildirim eğitimin kalitesini artırıcı niteliktedir.