31 Ocak 2013 Perşembe

e-Öğrenme; Nesilleri yakınlaştırdı!

68’liler, 80 nesli, Y Kuşağı.. Bu 3 nesli ve ara dönemleri biraraya getirebilecek en büyük adım: e-öğrenme oldu!
Artık neredeyse tüm nesiller temel anlamda kişisel bilgisayar ve internet kullanımına yakın düzeyde alıştılar, benimsediler. Özellikle kurumsal hayatta yer alan çalışanlar, yaş aralıklarına bakılmaksızın bu iki teknolojinin (bilgisayar ve internet) kullanımında birbirleriyle yarış halindeler. Her neslin ilgi alanları farklı, eğitim düzeyi, yaş, sosyal mevki vb. farklılıklar da işin içine girdiğinde tabi ki bu teknolojileri kullanarak erişilen yerler, takip edilen noktalar farklılaşıyor. Ancak farklı noktaları, alanları takip ediyor olsalar da “Nesillerin Ortak Kullanım Sahası”: web teknolojileri ve bu çatı altında e-öğrenme olmaktadır.
İnsan Kaynakları Eğitim birimleri, Yetkinlik ve Yetenek Yönetimi birimleri e-öğrenme kültürünün oluşmasında oldukça önemli bir rol oynadılar ve halen de oynamaktadırlar. Bu kültürün oluşmasında, bugün yüzbinlerce kurum çalışanının aktif olarak e-öğrenme platform ve eğitimlerini kullanmasında ne’ler öne çıktı ?
• e-öğrenme İçeriklerini, çalışan gelişimi ve performans artırma planları dahilinde kullandılar
• Yöneticileri bilgilendirdiler ve teşvik ettiler
• e-öğrenme tanıtımlarını oryantasyon programına dahil ettiler
• e-öğrenmenin ve faydalarının tanıtımı için şirketlerinde e-posta/mesajlaşma sistemlerinin avantajını kullandılar
• Onlar için yürüttüğümüz “Tanıtım ve Tutundurma” hizmetlerimizi kullandılar
• Çalışanları takdir etmek için programlar yarattılar ve bunları cömert bir şekilde kullandılar
• Davetler düzenlediler
• Çevrimiçi dersleri çalışanların aile üyelerine açtılar
• Değerlendirme sistemini aktif şekilde kullandılar ve çalışanlardan gelen geribildirimlerle sistemlerini gittikçe geliştirdiler.
Kurumsal e-öğrenme Platformu, Kurumsal Akademi kullanımının yaygınlaşması, çalışanların teknolojiyi etkin bir biçimde eğitim faaliyetleri için de kullanıyor olmasını getirdi, üstelik çalışanlar arasındaki nesil farkını neredeyse yok ederek !
Şirketlerin kurucuları, emektarları, onursal başkanları, yönetim kurulları, direktörler, orta düzey yönetim, çalışanlar, stajyerler.. Bugün artık hepsi e-öğrenme çatısı altında buluşuyor. Aynı akademide öğrenci olan dede-torun, baba-oğul gibi, kurumsal kültür aktarımının doğal bir yansıması şeklinde eğitimlere ve sisteme devam ediyorlar.  
Nesiller e-öğrenme ile birbirine nasıl yaklaştı ?
• Aynı Kurumsal Akademi ve e-öğrenme Platformlarının katılımcısı oldular
• Aynı teknolojik altyapı önlerine sunuldu
• Katıldıkları eğitim içerikleri çoğunlukla aynı
• Bilgiye erişim yöntemleri aynılaştı
• e-öğrenme kullanmaya devam ediyorlar
Her yaş grubundan çalışan kişilerin e-öğrenme’ye gösterdikleri bu ilginin yoğunluğu zihinlerimizde gelecekte e-öğrenme teknoloji ve içeriklerinin kullanımının yaygınlaşacağı düşüncesine işaret etmekte, bu bilinçle yeni gelişmelerin ArGe çalışmalarına verdiğimiz önem derecesi gittikçe artmaktadır.

24 Ocak 2013 Perşembe

Neden öğrenmek de oyun oynamak kadar zevkli olmasın?

Yetişkinler de öğrenmek için oyun oynar.
Teknolojinin sürekli geliştiği ve sunduğu olanakların arttığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu durum, eğitim ve e-öğrenme alanlarında da etkisini gösteriyor ve farklı arayışları beraberinde getiriyor. “Eğitsel oyunlar” bir süredir bu arayışların merkezinde. Bu yazımızda oyun dünyasına “öğrenme” gözlüğüyle bakacağız.
Neden öğrenmek de oyun oynamak kadar zevkli olmasın?
Bilirsiniz, pek çok kimse için oyun oynamak bir tutku gibidir. Oyun oynarken “zamanın nasıl geçtiği anlamadığını” söyleyen pek çok kişi ile karşılaşabilirsiniz. Belki siz de oyun severlerden birisiniz. Peki, kişileri saatlerce oyun oynamaya iten, oyunları bu kadar ilgi çekici yapan nedir? Bu konuda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, oyunlarda bulunan eğlence ve etkileşim unsurları, oyun esnasında sonuçların ve geribildirimlerin kullanıcıya anında ulaşması, kazanma arzusunun tetiklenmesi ve kişilerin oyun içinde problem çözmekten aldıkları haz gibi farklı etkenler, oyunları vazgeçilmez kılıyor.
Oyunlar, taşıdıkları bu kilit özellikler sayesinde, aslında “etkili öğrenme ortamları” için de vazgeçilmez birçok özelliği bünyesinde bulunduruyor. Bu sebepten, eğitsel oyunlar öğrenme için ciddi bir potansiyel oluşturuyor. Hem neden öğrenmek de oyun oynamak kadar zevkli olmasın?
Eğitsel Oyunlarla eğlenirken öğrenme
Eğitsel oyunları diğer oyunlardan ayıran temel nokta, odak noktasının – her ne kadar önemli bir unsur olsa da - “eğlence” faktöründe değil eğitsel hedeflerde olması. Eğitsel oyunlar, bilgiyi eğlenceli bir şekilde pekiştirebilmek için kullanılabilecek basit vaka simülasyonları/bulmaca tipi oyunlardan, kompleks ve kullanıcı kontrolünün olduğu sanal ortamlara kadar çeşitli formatlarda ortaya çıkıyor. Kompleks eğitsel oyunlar, yapıları gereği kişilerin zaten bildiğini pekiştirmenin ötesinde, problem çözme, araştırma ve analiz etme, bir arada çalışma, iletişim gibi günümüzün temel becerilerinin kullanılmasını gerektiriyor.
Oyunların hangi özellikleri etkili öğrenme ortamları yaratılmasında etkili?
• Birçok öğrenme teorisi anında geri bildirim verilmesinin ve eğitimi alan kişinin aktif katılımının etkili bir öğrenme ortamı için vazgeçilmez olduğunu ortaya koyar. Oyunlar yapıları itibariyle bu iki temel özelliği bir arada sunabiliyor.
• Oyun sırasında oyuncunun karmaşık problemleri “yaşayarak” tecrübe etmesi ve çözüm oluşturması, oyuncunun daha sonra yaşayacağı benzer problemlere daha etkili çözüm getirme yeteneğini geliştirmesine olanak sağlar.
• Oyunlar kişiye farklı yöntemleri/yolları deneyerek neden-sonuç ilişkilerini daha rahat gözlemleyebilme olanağı sağlayarak daha etkili bir öğrenmenin temellerini atar.
• Özellikle fantastik öğeler ve eğlence unsurları içeren zengin hikâye akışı, oyuncuyu dolaylı olarak motive ederek oyuncunun sıkılmadan ilerlemesine olanak tanır.
Eğitsel oyunlar etkili bir öğrenme aracı mıdır?
Eğitsel oyunlar etkili bir öğrenme aracı mıdır? sorusuna cevap aramak için yapılan araştırmalar eğitsel oyunların;
• Kullanıcının motivasyonunu artırdığını,
• Kullanıcının aktif katılımına olanak sağladığını,
• Öğrenilen bilgi ve becerileri kalıcılığını pekiştirdiğini,
• Problem çözme becerilerini artırdığını
ortaya koyuyor. Dahası, çok kullanıcılı sanal ortamlar sunacak şekilde tasarlanan bazı eğitsel oyunlar, kişiler arası etkileşimi artırmakla kalmıyor, kişilerin bilgi, beceri ve kaynakları paylaşarak birlikte ve birbirlerinden öğrenmelerine de olanak sağlıyor.
Eğitsel oyunları kurumsal eğitim programlarına nasıl dahil edebiliriz?
Eğitsel oyunları mevcut bir eğitim programına entegre edebilmek konusunda farklı stratejiler kullanmak mümkün:
• Sınıf içi/e-eğitimler öncesinde: Öğrenmeye hazırlık sağlamak için
• Sınıf içi/e-eğitimlerle birlikte: Bazı bilgileri daha akılda kalıcı yöntemlerle öğretmek ve anında pekiştirme sağlayabilmek için
• Sınıf içi/e-eğitimler sonrasında: Öğrenilenlerin değerlendirilmesi, öğrenilenlerin farklı bağlamlarda uygulanmasına olanak sağlayarak bilgi 

22 Ocak 2013 Salı

Açılın! Y Nesli Geliyor.

Çok değil, 15-20 yıllık bir dönem içinde, bilgi ve iletişim teknolojilerindeki yeniliklerle birlikte bambaşka bir neslin doğuşuna tanık olduk. Her geçen gün, daha da genç bir kuşak iş dünyasının kapılarını aralıyor. Günümüz iş dünyası, kendinden önceki hiçbir nesle benzemeyen bu yeni nesli çözmeye, anlamaya çalışıyor. Bu yazımızda, “Y nesli, internet nesli, Y kuşağı, dijital nesil” gibi adlarla anılan bu kuşağın farklılaşan öğrenme ihtiyaçlarına kısaca göz atacağız.
Y nesline ilişkin bazı gerçekler
Eğer anne babalarınızdan “Ne televizyonu evladım? Biz çocukken radyonun içinde adam arardık!” cümlesini bir kerecik olsun duyduysanız, siz de Y neslinin bir üyesi olabilirsiniz. Farklı kaynaklar Y nesli ile ilgili olarak değişen tarih aralıkları öne sürse de, Y nesli genel olarak 1980 vesonrasında doğanları içine alıyor. Y nesli kendine güvenen, dürüst, talepkar, isteklerini yüksek sesle dile getirebilen ve her konuda beklentileri yüksek olan bir nesil. Bu durum öğrenme tercihlerinde de kendisini gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre, Y neslinin öğrenme tercihlerini ve öne çıkan özelliklerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
Sadece bilmek yetmez, uygulamaya geçmek gerek.
Teknolojideki hızlı değişimler ve bilgi yoğunluğunun artması, bilgiyi kendi zihinlerinde depolayan bir nesilden daha çok, bilgiye ihtiyaç duyduğu anda ulaşmanın yollarını arayan bir neslin gelişmesine yol açtı. Bu neslin hedefi artık daha fazla ezber bilgiye sahip olmak değil; bilgiye gerektiğinde ulaşmak ve bu bilgi ile hedeflediği sonuçları elde etmek. İşte bu sebeple Y nesli için uygulamak, bilmekten daha önemli.
Beklemeye zerre kadar tahammülüm yok.
Y nesli, gecikmelere ve beklemeye toleransın çok az olduğu, yüksek tempolu bir yaşam anlayışını temsil ediyor. Bu anlayış, bilginin farklı kaynaklardan, eş zamanlı olarak ve hemen ulaşılabildiği bir yapıyı gerektiriyor. Hatta öyle ki, Y nesli bilgiye ulaşmanın kolaylığını, doğru bilgiye ulaşmaktan daha çok sorguluyor.
Deneye yanıla problemleri çözmek benim işim.
Bilgiyi depolamak yerine, bilgiye ihtiyaç anında ulaşmanın ve onu özümsemenin getirdiği bir sonuç olarak, Y nesli problem tabanlı öğrenmeye daha yatkın. Sorunlara mantık ve kurallar çerçevesinde çözüm arayan önceki nesillerden farklı olarak, Y nesli deneye yanıla problem çözmekten hoşlanıyor
Çabuk sıkılırım; dikkatim hemen dağılır.
Araştırmalar Y nesli ile birlikte “dikkat kesilip ders dinleme” döneminin çoktan kapandığını gösteriyor. Öğretmenler dikkat süreleri daha kısa olan bu neslin mensuplarının dikkatlerini toplayabilmek için, dersleri kısa parçacıklar halinde vermeye çalışıyor. Ayrıca, Y nesli klasik sınıf içi ders ortamlarından ziyade, etkileşime daha çok imkân tanıyan öğrenme ortamlarını tercih ediyor.
Aynı anda birden fazla işi yapmaktan zevk alırım.
Ders çalışırken müzik dinlemek ya da çalışırken aynı anda başka şeylerle de ilgilenmek… Birden fazla sayıda işi aynı anda yapmak Y nesli için bir yaşam biçimi.
Eğitimin görsel bir tarafı olmalı ve eğitim beni de içine almalı.
Doğduğu günden itibaren görsel uyaranlarla birlikte büyüyen Y nesli bireyleri için görsellik öğrenme tercihlerinde de kendini gösteriyor. Sadece metin içeren eğitim içerikleri Y nesline göre değil. Buna ek olarak, eğitmenin aktif olduğu sunum tarzı eğitimlerden daha çok, öğrenenin aktif katılımına izin veren eğitim metotları Y neslinin tercihini yansıtıyor.
İzole edilmiş sınıf ortamları değil, aktif işbirlikçi ortamlar tam bana göre
Sosyal medya ağları ile arkadaşlarının yazdığı iletilere yorum bırakan, mobil cihazlarla her an bağlantı halinde olmaktan keyif alan Y neslinin bu tercihleri, öğrenme tercihlerinde de kendini gösteriyor. Sınıf içi, eğitmen odaklı ve tek yönlü öğrenme ortamları yerine tartışmaya, bilgi alışverişine izin veren ortamlara olan ihtiyaç belirgin bir biçimde ortaya çıkıyor.
Bilgiyi paylaşmaktan hoşlanırım.
Şöyle bir düşünün! Düşündüklerimizi defterimize not ettiğimiz günlerden, bunları “tweet” edip anında başkalarıyla paylaşabildiğimiz bir zamana geldik. Bilgi, “kitapta yazılı olan” kalıbından çıkıp, kişilerin aktif katılımıyla oluşturulan ve sürekli gelişen bir yapı haline geldi. Bu bakış açısıyla, Y nesli hem sosyal, hem de içinde kişisel öğrenme fırsatları sunan öğrenme ortamlarını değerli buluyor ve bilgiyi yapılandırabileceği bu tür ortamları tercih ediyor.
Y Nesli ile çalışanlar ne yapmalı?
Y neslinin özellikleri ve öğrenme tercihleri, kurumların eğitim ve insan kaynakları uygulamalarına yeni bir bakış açısı getirmelerini gerekli kılıyor. İşte, Y nesli ile birlikte belirgin hale gelen insan kaynakları ve kurumsal öğrenme ihtiyaçlarına yönelik bazı öneriler:
  • Çalışanlarınıza seçenekler sunan kariyer imkânları önerin. Kesin çizgilerle belirlenmiş kariyer yolları, Y neslini cezbetmiyor. Bilginin büyük bir bölümünün işte, çalışırken kazanıldığı günümüzde; çalışanların gelişimine olanak tanıyan, yenilikler sunan, esnek kariyer imkânları yaratın. Çalışanlarınıza, kendi öğrenmelerinden sorumlu olmalarını sağlayabilecek seçenekler sunun ve onlara sorumluluk verin.
  • Çalışanlarınızın diledikleri anda ihtiyaç duydukları bilgiye ulaşmasına, birbirleriyle fikir alışverişinde bulunmasına imkân veren kurumsal portal yapıları oluşturun. Farklı medyalar üzerinden kişileri birbirine bağlayan bu tür yapıların, Y neslinin iletişim ve öğrenme tercihlerine yakınlığını göz ardı etmeyin. Sosyal paylaşımı kurumsal öğrenme ortamlarında kullanma fikrini yabana atmayın.
  • Çalışma ortamını, rahatça soru sorulabilen serbest ortamlar haline getirmekten çekinmeyin. Bilgiyi paylaşmanın onu kendine saklamaktan daha değerli olduğu bir kurum kültürü yaratmaya çalışın. Çalışmalar, Y neslinin, birlikte çalıştığı kişileri tanımaktan keyif aldığını belirtiyor. Çalışanlarınızı hem kendileri hem de yaptıkları işler hakkında fikir alışverişi yapmaya teşvik edin.
  • Y nesli e-öğrenme ile barışık bir nesil. Y nesli söz konusu olduğunda artık “acaba e-öğrenmeye hazırlar mı ?” sorusunu sormaktan vazgeçip “ne tür tasarımlar yapmalıyız?” sorusuna yoğunlaşmak gerekiyor. Tartışma grupları, anlık mesajlaşma, blog uygulamaları ve e-posta gönderimi gibi etkileşime imkân tanıyan e-öğrenme ortamları tasarlamak; çalışanların e-öğrenmede daha aktif bir şekilde yer almasını sağlayan içerikleri sunmak; yaparak öğrenmeyi teşvik etmek hiç olmadığı kadar önem kazanmaya başlıyor. Kurumsal e-öğrenme ortamlarında bu tür iletişim imkanlarına yer veren ve çalışanlarınızı aktif olarak öğrenme sürecine dahil eden içerikler tercih etmeye özen gösterin.
Referanslar
Honore, S. & Paine Schofield, C.B. (2009) Generation Y: Inside Out. A multi-generational view of Generation Y - learning and working, Preliminary report, Ashridge, Spring
http://en.wikipedia.org/wiki/Generation_Y
http://www.suite101.com/content/designing-training-for-gen-y-a18773
http://ezinearticles.com/?Training-Generation-Y&id=1291156
Martin, C. A., & Tulgan, B. (2001). Managing Generation Y: Global Citizens Born in the Late Seventies and Early Eighties (1st ed.). HRD Press.
http://www.daanassen.com/training-generation-y-the-ups-case

16 Ocak 2013 Çarşamba

Sosyal Öğrenme: Bilgi Paylaştıkça Çoğalır!

Sosyal medya araçları bireyleri elektronik ortam kullanarak biraraya getiren ve belli konular hakkında işbirliği yapabilme ve bilgi paylaşma gibi fonksiyonlar sağlayan yeni nesil araçlar olarak tarif edilebilir. Artık ‘Sosyal Medya’ yalnızca sosyal iletişim için alternatifler sunan bir mecra olmaktan çıkmış, öğrenme etkinliklerinin yeni mecrası da olmuş durumdadır. Bu yazımızda, sosyal medya araçlarının öğrenmeyi nasıl etkilediğine değiniyoruz.
Sosyal Medya Araçları
Bilgiye erişme ve öğrenme için kullanılan sosyal medya araçlarının sayısı günümüzde oldukça fazla ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte her geçen gün yeni araçlar ve yazılımlar gündeme gelmeye devam ediyor. Facebook, Twitter, Friendfeed, Youtube gibi ortamlar ve çeşitli blog altyapıları bunlar arasında en bilinenleri olarak öne çıkıyor.
Sosyal medya araçlarının iletişim tarzı ve kullanım şekilleri arasında farklılıklar olsa da, sosyal medya, öğrenme amacıyla temelde üç geniş çaplı kullanımı içeriyor:
· Herhangi bir anda herhangi bir yerden bilgiye erişim
· Çok sayıda kişiyle karşılıklı bilgi paylaşımı
· Eğitim programları, uzmanlar ve meslektaşlarla ağ üzerinden iletişim ve etkileşim imkanı
Sosyal medyanın öğrenme amacıyla kullanılabildiği bu üç alan bir araya gelerek, öğrenme ve gelişim dünyasında daha fazla kişiye daha hızlı ulaşma konusunda farklı olanaklar sağlıyor.
Peki bu yeni öğrenme mecrasında neler var?
1. Ağ üzerinden iletişim ve etkileşim
Sosyal medyanın bir eğitim aracı olarak öne çıkması, ağ üzerinden iletişim, çok aboneli iletişim ve etkileşimli uygulamalar çerçevesinde oluyor.
Sosyal medyanın çeşitli biçimleri; birlikte öğrenme, sosyal ağlar üzerinden iletişim, öğrenme grupları oluşturma, öğrenme oyunları, simülasyonlar, sanal dünyalar, kişiyi içine alan (immersive) dil öğrenimi, rehberlik alma, mesajlaşma ve dünyanın her yerinden kişilerle mobil durumda dahi ortak projeler yürütmeye olanak tanıyor.
2. Birlikte Öğrenme
Sosyal medya kullanımı ile gerçekleştirilebilecek çok sayıda farklı işbirliği yöntemi mevcut. Örneğin,
- Diyalog: Tartışma halinde fikir alışverişi, sosyal medya sayesinde pek çok farklı şekilde gerçekleştirilebilir.
- Akran denetimi: Akran denetimi ile karşılıklı eleştiri amaçlı iş değiş tokuşu ile katılımcılar, kendi işlerine başkalarının yorumlarını dahil edebilirler. Yoruma veya oylamaya izin veren internet sitelerinde kişiler işleri hakkında geri bildirime neredeyse anında ulaşabilirler. 
- Paralel: İşin çeşitli kısımları bir grubun üyeleri arasında paylaştırılır ve sonuçlar son ürünü oluşturmak üzere birleştirilir.
- Seri: Katılımcılar işlerini birbirinin işleri üzerine kurar ve ortak bir son ürüne ulaşmak için tüm işler birleştirilir.
- Sinerjik: Katılımcılar, orijinal bir ürünün oluşturulmasındaki tüm aşamalarda beraber çalışır. Son ürün tüm katılımcıların katkılarını içermektedir.
Birlikte öğrenme aynı zamanda, birlikte çalışmayı ve işbirliğini doğal kabul eden yeni nesil çalışanların da tarzı. Bu nesil, işbirliğini kolaylaştıran yeni teknolojilerle tanışık ve bir araya gelerek birşeyler paylaşmak ve beraber çalışmak için sosyal medyayı zaten kullanıyor.
Sosyal Medya Neleri Değiştiriyor?
Değişen dünya, gelişen sosyal medya kavramı, gelişen teknolojiler (web 2.0) ve ‘Y’ kuşağının yadsınamaz varlığıyla birlikte insanların öğrenme alışkanlıklarında da bir takım değişiklikler gündeme gelmeye başladı.

·
 Bugüne kadar formal öğrenmenin (sınıf eğitimi, e-öğrenme içeriği) ağırlığı fazlayken, günümüzde insanların informal öğrenme, hatta sosyal öğrenmeyle (blog, forum, twitter, facebook vb.) bilgiye ulaştıkları görülüyor.
· Geçmişte bilgiler, tek seferde büyük parçalı olarak aktarılırken, bilgilerin artık günümüzde küçük parçalı, daha kompakt olarak sunulması tercih ediliyor.
· Kişilerin eğitimleri tamamlamalarından daha ziyade başarılı olmaları daha çok öne çıkıyor.
· Öğrenmenin tek seferli olmasından kaynaklanan etkisinin zamanla azalması sorunu da, devamlı gelişen bir bilgi paylaşımı gündemiyle azalıyor.
· Çalışanların isteklerinden daha ziyade ihtiyaçlarının ön plana çıkması bir diğer önemli değişiklik olarak karşımıza çıkıyor.
· Her öğrenen aynı zamanda, farklı konularda bilgi ve tecrübesini paylaşan uzmanlar haline geldiklerinden; kullanıcı kavramının, öğrenen; öğrenen kavramının ise uzmana dönüştüğü bir sürece doğru geçiş olduğu görülüyor.
Nasıl Uygulayabilirsiniz?
Sosyal medyayı kurumsal öğrenme süreçlerinizin etkin bir parçası haline getirebilmek için öncelikle iş ihtiyacınızı belirlemenizi ve kurum kültürünüzü göz önünde bulundurarak araç seçimlerinizi yapmanızı öneriyoruz.
Kurumunuzdaki farklı grupları nasıl etkileyeceğinizi belirlemeniz, fayda cümleleri, eğlenceli hatırlatma mesajları ve kurum çalışanlarının oluşturduğu güzel örneklerin paylaşılması, kurum içi öğrenme etkinlikleri için sosyal medya kullanımının daha hızlı benimsenmesine katkıda bulunacaktır.
Enocta olarak bu süreçte sizlere danışmanlık hizmeti sağlıyoruz. Ayrıca, Enocta Eğitim Platformu’nu (EEP) da sosyal iletişim olanakları ile yeniden şekillendirdik. Artık çalışanlar aldıkları eğitimlere ve iş arkadaşlarının aldıkları eğitimlere yorumlar yazabiliyor; iş arkadaşlarının aksiyonları ile ilgili bildirimleri anında sayfasında görüntüleyebiliyor; dahası Facebook sayfasından tek bir tıkla eğitimlere erişebiliyorlar.

10 Ocak 2013 Perşembe

Cebinizden daha da çok şey bekleyin.

Mobil teknolojiler e-öğrenme alanında gündemimize tekrar oturmaya başladı. Bu yazımızda mobil teknolojilerin sağladığı avantajlara ve kullanım alanlarına e-öğrenme çerçevesinde göz atacağız.
Özellikle iş dünyasında yer alan kişilerin, bilgiye mobil olarak erişmeleri oldukça önem kazandı. Artan akıllı telefon kullanımı, artan mobil cihazlar, gelişen netbook ve internete erişim cihazları, artan iPad kullanım oranı, artan internet hızları beraberinde mobil öğrenmenin yıldızını da parlatıyor.
Mobil Öğrenmenin Sağladığı Avantajlar
Yeni bir teknoloji olan mobil öğrenmenin sunduğu avantajları şu şekilde sayabiliriz:
  • Hareket kabiliyeti: Mobil araçları yanınızda her yere taşıyabilir ve bilgi bulutuna bağlanabildiğiniz her yerden bilgiye erişebilirsiniz.
  • Yaygınlık: Cep telefonlarının yanı sıra kiosk benzeri bilgiye erişim noktaları da yüksek bir yaygınlaşma hızına sahip.
  • Erişebilirlik: Cep telefonları ve diğer mobil araçlar bu kadar yaygın olunca, İnternet aracılığıyla gelen bilgi, gerçek dünyadan aldığınız verileri zenginleştirebilecek şekilde elinizin altında.
  • Bağlanırlık: Sosyal ağlar, sosyal medya ve iletişim uygulamaları, dünyanın her yerinden insanlarla bağlantı kurmamıza izin veriyor.
  • Ortama duyarlılık: Konumumuzu, zamanı ve çevremizdekileri algılayan uygulamalar, mobil öğrenmenin, bulunduğumuz ortama göre ve dinamik olmasını sağlıyor.
  • Bireysellik: Mobil araçlar, kişiye özel olduklarından, akıllı programlama sayesinde gönderilen bilginin bireyselleştirilmesine olanak tanıyor.
Kullanım Alanları
Sayılan bu avantajlar paralelinde, mobil teknolojiler e-öğrenme uygulamalarında da farklı kullanım alanları bulmuştur. Bazı uygulamalar en basit telefonlar dahil olmak üzere tüm cep telefonlarında kullanıma uygundur. Ancak bazılarını kullanabilmek için akıllı bir telefona (smartphone) ya da mini bilgisayarlar (netbook) veya tablet bilgisayarlar gibi hafif bir bilgisayara sahip olunması gerekir.
  • Mesaj kullanımı: SMS servisiyle tek yönlü elektronik mesaj kullanımı.
  • Etkileşimli mesajlaşma: Çift yönlü mesajlaşma içeren kampanyalar ile, örneğin anketler aracılığıyla veri toplama veya test uygulamaları.
  • Ses tabanlı içerik ve değerlendirmeler: Sesli anlatım içeren podcast kullanımı, sesli yayınlar ve mobil kullanıma yönelik sesli anketler gibi ses tabanlı içerikler.
  • Kaynak materyaller ve sabit içerik: Mobil kullanıcının istediği anda erişebileceği anında eğitim uygulamaları ve destek materyalleri.
  • Öğrenme içeriği ve eğitimler: Bir eğitmen tarafından hazırlanmış, mobil ortama uygun yapıda etkileşimli e-öğrenme içeriği.
  • Zengin medya: Akıllı telefonlarda ve mini bilgisayarlarda oynatılabilen yüksek kaliteli ses ve videolar.
  • Etkileşimli ve kişiyi içine alan uygulamalar: Donanım bazlı öğrenme oyunları, sanal gerçeklik, desteklenmiş gerçeklik bilgisi (augmented reality) ve mobil araçlarla desteklenmiş gerçeklik kullanan öğrenme araçları.
Mobil Eğitim İçerikleri Geliştirirken...
Mobil uygulamalar sıfırdan programlanabileceği gibi, yazarlık araçları geliştiren şirketlerin sunduğu mobil kullanıma yönelik içerik motorlarıyla da geliştirilebilir.
Ancak içerik geliştirme araçlarına sahip olmak, etkili ve etkileyici mobil eğitim uygulamaları geliştirmek için yeterli değildir. Bunun için hem eğitim biliminden anlamak hem de bahsi geçen teknolojilerin neler sunabileceğini bilmek gerekir.
İçeriğin mobil araçlara uyarlanması, var olan malzemenin olduğu gibi alınıp mobil ekranlarda kullanılabilecek boyutlara küçültülmesinden ibaret değildir. Bunun için, var olan içeriğin incelenmesi ve mobil eğitim ile uyumlu bir tasarıma nasıl dönüştürülebileceğine dair bir tasarının oluşturulması gerekir. Çoğu zaman bu, eğitim tasarımının mobil öğrenmeye uygun bir biçimde tekrar ele alınmasını da içerir. İçerik uyarlandıktan sonra mutlaka kalite kontrol testine tabi tutulmalıdır.
Uygulama Örnekleri
Yetişkinlerde mobil öğrenmenin nasıl kullanılabileceğine dair fikirler 3 ana kategoriye ayrılabilir.
  1. İhtiyaç olduğunda bilgiye erişim sağlamak üzere mobil öğrenme : Müşteri eğitimleri, dijital kanallar, kütüphaneler, konum bazlı bilgi, haritalar ve uydu fotoğrafları, sunumlar, kiosk ve bilgiye erişim noktaları, USB depolama araçlarındanmobil araçlar vasıtasıyla bilgi toplayarak bu bilgiyi öğrenme amaçlı olarak kullanıma sunar:
  • Ölçme ve Değerlendirme
  • Birinci Şahıstan Belgelendirme
  • İzleme ve Trend Takibi
  • Araştırma ve Veri Toplama
  1. Bulunulan konum hakkında toplanan bilginin diğer kişilere ya da bir veritabanına aktarımı ile mobil öğrenme
  2. Başkalarıyla iletişim, etkileşim ve ağ bağlantısı kurma yoluyla mobil öğrenme
  • İletişim ve Sosyal Medya
  • Oyunlar, Simülasyonlar, Sanal Dünyalar
  • Danışmanlık, Destek
  • Kişisel Medya Üretimi
  • Bulut Bilişimi
Mobil Eğitim Yönetimi
Son olarak, sağlanan eğitim hizmetlerinin yönetimi, mobil eğitim yönetim sistemleri (mLMS) veya mobil araçlardaki veri toplama özelliklerini bir eğitim yönetimi sistemine (LMS) bağlayan uygulamalar aracılığıyla gerçekleştirilebilir. Bir mobil eğitim hizmeti alırken, hem bu hizmetin gerçekten mobil ortam gereklerine uygun tasarlanıp tasarlanmadığını hem de bu eğitimleri nasıl bir sistem üzerinden takip edeceğinizi mutlaka incelemenizi öneriyoruz.

9 Ocak 2013 Çarşamba

2011 Eğitim Teknolojilerindeki Trendler!

Her alanda olduğu gibi eğitim ve gelişim alanındaki trendleri bilmek de gelecekteki eğitim stratejinizi şekillendirmenize, yeni araçların ve teknolojinin sağladığı yeni imkânları hızlı bir şekilde yakalamanıza olanak tanır.
2011 yılı için eğitim teknolojileri alanında ön görülen trendlerin bazıları inovatif teknolojik gelişmelerden bazıları ise insanların farkındalıklarının artarak bakış açılarının değişmesinden kaynaklanıyor. Gelin 2011’de eğitim teknolojileri alanında bizleri neler bekliyor, birlikte bir göz atalım.
Sosyal Öğrenmenin Yaygınlaşması
Facebook’ta 550 milyonun, Twitter’ da ise 65 milyonun üzerinde kayıtlı kullanıcı var. Sosyal medyayı kullanarak gelişim ve öğrenme fırsatları yaratma olanakları oldukça fazla ve bu olanakların önümüzdeki yıllarda daha da artması bekleniyor.
Birçok çalışan profesyonel gelişim ihtiyaçları için kendi kurumlarının sunduğu olanaklar dışında sosyal medyayı da kullanıyor; dolayısıyla artan talepleri karşılamak için yeni hizmetler (örneğin insanların size soru sormasını ya da sizin farklı kişilere soru sorup cevap almanızı sağlayan formspring.me sitesi gibi) ortaya çıkacaktır.
Örneklemek gerekirse, birçok eğitim uzmanı Twitter, Facebook ve benzeri hizmetleri kullanarak günün farklı saatlerinde linkler ve bilgiler paylaşıyorlar. Eğitim ile ilintili chat ve forum ortamları dünya çapındaki insanları bir araya getirerek fiziksel ve kültürel uzaklıkları ortadan kaldırıyor. Online iletişim ve işbirliğini kullandığımız tüm teknolojik cihazları kapsayacak şekilde artıracak ve insanların daha küçük, yoğun bilgi paylaşımının olduğu lokal topluluklar kurmasını sağlayacak yeni hizmetler görmeye hazır olmalıyız.
LMS (Eğitim Yönetim Sistemi)
Bu sene özellikle LMS’ lerin kullanımı ve gerekliliği konusundaki tartışmalar devam ediyor. Konu kapsamında, özellikle de informal öğrenmenin giderek yaygınlaşmasıyla, öğrenmenin kontrollü bir ortamda sağlanması ve takip edilmesinin gerekli olup olmadığı tartışılıyor. Neredeyse hiçbir kurum yakın zamanda LMS kullanmaktan vazgeçmeyecek olsa da, informal öğrenmenin değeri de anlaşılmaya başlandı. Dolayısıyla, birçok LMS sağlayıcı şirket mevcut yapılarına işbirliği, bilgi paylaşımı sağlayan araçları ve sosyal medya entegrasyonunu dahil ederek daha geniş kapsamlı özellikler sunan altyapılar sunmaya başladı.
Taşınabilir Video Teknolojileri
Taşınabilir video teknolojilerindeki gelişmeler ile birlikte birbirine birçok kanaldan bağlı olan sanal hayatlarımızın her yerinde bulunan video daha da çok ön plana çıkmaya başladı. Flip ile başlayan ve rakiplerinin geliştirdiği diğer uygun fiyatlı ürünlerle gelişen taşınabilir video kameralarıyla, HD videolar çekilebiliyor ve bunlar kolaylıkla youtube gibi video paylaşım sitelerine yüklenebiliyor. Amatör de olsa birçok kişi öğretici videolar çekerek bilgilerini ve deneyimlerini etkin bir şekilde paylaşıyor.
Günde yaklaşık 2 trilyon videonun izlendiği youtube hizmeti göz önüne alındığında taşınabilir video teknolojilerinin önemi daha da çok ortaya çıkıyor. Videolara olan bu talep elbette videoların hayatlarımıza daha farklı ihtiyaçları karşılamaya yönelik entegrasyonunu sağlayacak çeşitli online hizmetlerin gelişmesine de yol açacaktır. Ustrategy.com’dan Ravit Lichtenberg’in paylaştığı üzere, “Önümüzdeki yıl her video ögesine filtreleme, etiketleme, düzenleme ve konumlandırma imkânı sağlayan hizmetler entegre edilerek mevcut paylaşım ve sunum olanakları daha da artacağa benziyor.
Mobil Öğrenme
Sürekli gelişen mobil cihaz teknolojileri ile mobil içerikler de daha fazla rağbet görmeye başladı. Mini mobil eğitimlerden performans destekleyici materyallerin ve videoların sunulmasına kadar birçok alanda mobil öğrenme olanakları yakın zamanda birçok profesyonelin hayatında önemli bir yer edinecek gibi görünüyor. Tasarımsal anlamda mobil içerik geliştiriciler daha küçük ekran ve hafıza kısıtlarının aşılması için yeni yöntemler geliştirerek daha geniş kitlelere hızlı ve sürekli bir bicimde içerik ulaştırma imkânı yaratacaklar.
iPad ve diğer Tablet Cihazlar
Özellikle Ipad ve benzeri tablet cihazlar sundukları altyapı ile etkileşimli içerikler geliştirilmesi anlamında çok ciddi fırsatlar sunuyor. Dokunmatik ekranların rahatlık ve taşınabilirlikle birleşmesi, etkileşimli eğitsel içeriklerin, dergilerin, gazetelerin ve sosyal uygulamaların ciddi oranda rağbet görmesini sağlıyor.
Artan Gerçeklik
Bandona Hall’da uzman araştırmacı olarak çalışan Garry Woodill artan gerçekliğin mobil öğrenme trendlerine olan etkisinden şu şekilde bahsediyor: “Artan gerçeklik, mobil öğrenenler için en vurucu hizmetlerden biri. Bulunduğunuz yere ve hatta telefonunuzun kamerasının baktığı yöne göre size bilgi sunulabiliyor. Akıllı telefonlar, bu bilgi ile birlikte ek görsel ve açıklamalar sağlayarak örneğin baktığınız bir yapı veya binanın ne olduğu ile ilgili bilgi verebiliyor. Mobil öğrenme gittikçe yaygınlaşırken, artan gerçekliğin mobil öğrenme bileşenleriyle farklı ihtiyaçları karşılayabilecek hizmetler ve sunmasını bekliyoruz.”
Bloglar
Technorati’ ye göre gecen seneki blog adedi 70 milyonu buldu. Bloglar herkese sesini duyurma, farklı insanlarla iletişim kurma ve görüş alış verisinde bulunma imkânı tanıyor. RSS teknolojisi ile birlikte, blog yazıları takip eden kullanıcılara hızlı bir şekilde ulaştırılabiliyor. Bloglar sosyal paylaşıma geçtiğimiz yıllardan beri önemli katkılar sağlıyordu ve artık öğrenme alanında etkili bir paylaşım aracı olarak blogların sağladığı bu katkı daha fazla ön plana çıktı diyebiliriz.
E-kitaplar
Dijital kitapların yayınlanması ve bunlara rahat bir şekilde erişim sağlayan elektronik cihazların (iPad, Kindle vb.) sayı ve niteliklerinin artması, eğitim ve içerik dağıtımı anlamında informal ve formal öğrenmeye ciddi bir katkı sağlıyor. Gelecekte de kurumlar mevcut eğitim içeriklerini indirilebilir formatlarda çalışanlarına sunmaya devam edecekler.



4 Ocak 2013 Cuma

Ürettiğiniz e-eğitimler sizin için biçilmiş kaftan mı?

Bu soruyu bir çırpıda yanıtlamak elbette mümkün değil. Bu yazımızda hem zaman hem de kaynak ayırarak yapılan e-eğitimlerin verimli bir şekilde üretilebilmesi için bilmeniz gereken bazı önemli noktalara değineceğiz. Hedefimiz, sahip olduğumuz sınırlı kaynaklarla elde edebileceğimiz e-öğrenme materyalinin en iyisini elde etmek olmalı. Peki nasıl?
Amacınızı netleştirin!Gerçekte e-eğitimler ile asıl hedeflenen performansın artırılmasıdır. Ancak, uygulamada geliştirilen çoğu e-eğitim, performansı artırmaktan daha çok bilgi paylaşımını hedefler. Bunun nedeni çoğunlukla, insanların perfomansı artırmaktan daha ziyade, ellerinde mevcut bulunan içeriği “bir şekilde” aktarmaya odaklı olmalarından kaynaklanmaktadır.
Tam da bu nedenle, bir özel içerik projesine başlandığında, daha en başında, üretilmesi planlanan bu e-eğitim ile neyin hedeflendiği net bir biçimde ortaya konmalıdır. Eğitimin asıl hedefi performans hedefleri çerçevesinde belirlenmelidir. Bu performans hedefleri çerçevesinde e-eğitimin içeriği netleştirilir ve eğer gerekiyorsa, ek başka performans artırıcı önlemler düşünülebilir.
Sonra sıra ne tür bir e-öğrenme dersine ihtiyaç olduğunu belirlemektedir. “Renkli, canlı, cıvıl cıvıl bir e-eğitim” istiyor olabilirsiniz; ya da “kurumsallığı ön plana çıkaracak” bir eğitim; ya da belki “sadece bilgileri aktaralım yeter!” diyorsunuz. Aklınızdaki her ne olursa olsun, öncelikli olarak, belirlediğiniz hedefe uygun e-eğitim türünü netleştirmekte fayda var. Gelin şimdi bu farklı eğitim türlerine birlikte bir göz atalım. Genel olarak, hedeflerimiz çerçevesinde üç farklı türde e-eğitimden söz edebiliriz:
1. Bilgiye Yönelik (Informative) Eğitimler“Herhangi bir performans artırımı beklentimiz yok. Çalışanlarımız bunları bilsin istiyoruz!” diyorsanız; bilgilendirici eğitimlerden söz ediyorsunuz. Bunlara yeni ürünleri veya belli bir konudaki mevzuatı tanıtan, ya da bir yazılımın yeni özelliklerini ele alan e-eğitimleri örnek olarak verebiliriz.
2. Yönteme Yönelik (Procedural) Eğitimler“Çalışanlarımız adım adım bu işi nasıl yapacaklarını bilsinler. Bu işi o şekilde yapsınlar istiyoruz.” diyorsanız; bu tür eğitimlerden söz ediyorsunuz. Bu tür eğitimlere, bir çalışanın işini yaparken sıklıkla tekrar etmek zorunda olduğu adımları anlatan eğitimleri; örneğin, kuruma özgü bir yazılımda bir işlemin nasıl yapılacağını ele alan eğitimleri örnek olarak verebiliriz.
3. Problemin Çözümüne Yönelik (Decision Making) Eğitimler“Çalışanlarımızın işlerini yaparken karşılaştıkları bir sorun karşısında şu şekilde yaklaşmalarını istiyoruz” diyorsanız; bu tür eğitimlerden söz ediyorsunuz. Bu tür eğitimlerde adım adım izlenmesi gereken bir prosedür yoktur. Ancak, karşı karşıya kalınan problemi çözmek için uygulanabilecek genel prensipler vardır. Satış ve müşteri ilişkileri eğitimleri bu türe örnek olarak verilebilir.
Basit ama etkiliyi hedefleyin!Yukarıda ele alınan türlerdeki e-eğitimler tercihler doğrultusunda basit ya da daha karmaşık biçimlerde tasarlanabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, ne kadar karmaşık bir yapı tasarlanırsa, harcanacak zaman ve efor da o doğrultuda artacaktır. Bu durumda en doğrusu basit ama etkili bir e-eğitimi hedeflemektir.
Kaynaklarınızı Akıllıca Yönetin!Bunun için, hangi türde bir e-eğitimin sizin için uygun olacağını iyi değerlendirin. Bu değerlendirme için, e-öğrenme konusunda birlikte çalıştığınız kurumun yönlendirmeleri de oldukça önemli.
Her şeyi birden tek bir e-eğitim ile sunmaya çalışmayın!
Farklı sebepleri olmakla birlikte, bu sıklıkla yapılan bir hata. Tek bir e-öğrenme içeriğinde pek çok farklı ve sizin için “önemli” noktaya değinmeye çalışmak yerine, içeriği anlamlı parçalar halinde sunmayı tercih edin. Çok uzun derslerin kullanıcıların motivasyonlarında düşüşe neden olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Her şeyi tek bir seferde sunmak, hepsinin hedefe ulaşacağı anlamına gelmiyor. Bu aynı zamanda e-örenmenin uygun biçimde değerlendirilmesini de zorlaştıran bir yaklaşım.
Mutlaka bilinmeli mi? Bilinse iyi olur mu?İçeriği bölümlerken “mutlaka bilinmesi gerekenler”i ve “Bilinse iyi olur!” diye düşündüğünüz kısımları farklı tasarlayın. Göstermek istediklerinizi ön plana çıkarın ancak kullanıcıya da e-eğitim içerisinde istediği kısma erişebilmesine olanak tanıyan tasarımlar sunmayı ihmal etmeyin.
Sade daima güzeldir!E-eğitimlerde tasarımda kullanılan araçların bir anda araç omaktan çıkıp, amaç haline gelmeleri sıklıkla karşılaştığımız br durum. Örneğin, daha fazla etkileşim ve daha fazla animasyon. Böyle bir durumda şu soruları sorun: “Bu e-eğitimin hedefleri göz önüne alındığında bunlara gerek var mı?”, “Eğitim daha sade bir biçimde de aynı hedeflere ulaşabilir mi?”. Bu sorulara dürüstçe yanıt verebiliyorsanız, hem kaynaklarınızı verimli bir biçimde kullanabiliyor hem de hedefe yönelik, şık ve sade e-eğitimler için gerekli ipuçlarını biliyorsunuz demektir.
Kaliteli e-eğitimler üretmenin yolu biraz da ne istediğinizi bilmekten geçiyor. Ayırdığınız kaynakların karşılığını aldığınız, “benim için biçilmiş kaftan” diyebildiğiniz e-eğitimler üretebilmek için, ihtiyaçlarınızın ne tür bir eğitime işaret ettiğine dikkat edin. Hedefinizi iyi belirlediğiniz sürece, sade ama kaliteli, gösterişsiz ama verimli e-eğitimler üretmek mümkün.
Kaynak : http://www.articulate.com/rapid-elearning/are-you-building-the-right-type-of-e-learning-course/